İzzettin Doğan ve Diğerleri v. Türkiye AİHM Büyük Daire Kararı Analizi: Din Özgürlüğü ve Ayrımcılık Yasağı
Davanın Künyesi
- Mahkeme: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Büyük Daire).
- Başvuru Numarası: 62649/10.
- Karar Tarihi: 26 Nisan 2016.
- Başvuranlar: İzzettin Doğan ve diğer 202 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı,.
- Davalı Devlet: Türkiye Cumhuriyeti.
- İhlal İddiası Konusu Maddeler: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 9 (Din Özgürlüğü) ve Sözleşme’nin 9. maddesi ile bağlantılı olarak Madde 14 (Ayrımcılık Yasağı).
- Davanın Arka Planı ve İç Hukuk Süreci Başvuranlar, Türkiye’de yaşayan ve Alevi inancını benimseyen 203 vatandaştır. Süreç, başvuranların 22 Haziran 2005 tarihinde Başbakanlığa sundukları bir dilekçe ile başlamıştır. Bu dilekçede, Alevilere yönelik din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması, cemevlerine ibadethane statüsü kazandırılması, Alevi inanç önderlerinin (dedelerin) kamu görevlisi olarak istihdam edilmesi ve bu hizmetlerin karşılanması için genel bütçeden ödenek ayrılması talep edilmiştir.
Başbakanlık, Diyanet İşleri Başkanlığının (DİB) hizmetlerinin “mezhepler üstü ve umumi” olduğunu, yürürlükteki mevzuat (özellikle 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun) uyarınca cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek bu talepleri reddetmiştir,. Bunun üzerine Ankara İdare Mahkemesi’ne açılan iptal davası da reddedilmiştir,. İdare Mahkemesi, Diyanet’in bütçeden pay almasının meşru olduğunu ve camiler dışında bir yerin ibadethane kabul edilemeyeceğini hükme bağlamış, Danıştay da bu kararı onamıştır,,.
- Tarafların Temel İddiaları
- Başvuranlar: Devletin dini inançlar konusunda tarafsız kalmadığını ve Alevilik inancını, Diyanet’in Sünni İslam anlayışı üzerinden tanımlayarak dini niteliğini yadsıdığını iddia etmişlerdir. Milyarlarca liralık genel bütçenin vergilerle oluşturulmasına rağmen sadece Sünni inanca harcandığını, Alevilerin ise inançlarıyla ilgili tüm giderleri (cemevleri, dini liderler) kendilerinin karşılamak zorunda bırakılarak ayrımcılığa uğradıklarını öne sürmüşlerdir,.
- Hükümet: Aleviliğin kendi başına bir din veya mezhep olmadığını, İslam’ın tasavvufi bir yorumu veya “tarikat” olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. İbadethanelerin cami ve mescitler olduğunu, tasavvufi ayinlerin yapıldığı cemevlerinin camilerle kıyaslanamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, 677 sayılı Kanun’un “dede” gibi unvanları yasakladığını hatırlatarak, Diyanet’in herkesi kucaklayan tarafsız bir hizmet sunduğunu ileri sürmüştür,.
- AİHM’in Değerlendirmesi: Sözleşme’nin 9. Maddesi (Din Özgürlüğü) AİHM, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Aleviliğin Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamında korunan, ciddi ve tutarlı bir dini inanç olduğunu teyit etmiştir,.
Mahkeme, Hükümetin Aleviliği bir “tarikat” olarak nitelendirmesinin ve ibadetlerini (cem) ve toplanma yerlerini (cemevleri) hukuki korumadan yoksun bırakmasının, Aleviliğin “dini mahiyetinin inkâr edilmesi” anlamına geldiğini tespit etmiştir,. Devletin tarafsızlık görevi, dini inançların veya bunların ifade edilme biçimlerinin meşruiyetini değerlendirme yetkisiyle bağdaşmaz,. Bir dini topluluğun hangi inanca mensup olduğunu belirlemek Devletin değil, o topluluğun ruhani makamlarının görevidir.
Devletin Aleviliği 677 sayılı Kanun kapsamındaki “yasaklanan tarikatlar” kategorisine sokması, dedelik unvanının ve tasavvufi uygulamaların cezai yaptırımlara (hapis ve para cezası) tabi olması, başvuranların inançlarını serbestçe yaşamalarını yalnızca “idarenin iyi niyetine (müsamahasına)” terk etmiştir,.
AİHM, Devlet makamlarının Alevi topluluğuna yönelik bu dışlayıcı tutumunun, çoğulculuk ilkesine ve Devletin tarafsızlık görevine aykırı olduğunu, bu nedenle 9. maddeye yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olmadığına” hükmederek Madde 9’un ihlal edildiğine karar vermiştir.
- AİHM’in Değerlendirmesi: Madde 9 ile Bağlantılı Olarak Madde 14 (Ayrımcılık Yasağı) AİHM, dini kamu hizmetlerine erişim bakımından Alevilerin, Diyanet’in sunduğu hizmetlerden yararlanan (Sünni) çoğunluk ile “kıyaslanabilir bir durumda” olduğunu kabul etmiştir, .
Buna karşın, Alevi vatandaşlar bu statüden ve avantajlardan neredeyse tamamen mahrum bırakılmıştır . Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla İslam’ın çoğunluk tarafından benimsenen anlayışı neredeyse tamamen Devlet tarafından sübvanse edilmekte (on binlerce personel, devasa bütçeler, elektrik faturalarının ödenmesi vb.) iken, Alevi toplumu bu kamu hizmetlerinden dışlanmıştır,, . Camiler, kiliseler ve sinagoglar elektrik faturalarından muaf tutulurken, ibadethane sayılmayan cemevleri bu haktan yararlanamamaktadır,,, .
Hükümet bu muamele farklılığını “laikliğin korunması” ve Aleviliğin “teolojik olarak İslam içindeki yeri” ile gerekçelendirmeye çalışmıştır , . Ancak AİHM, bu yaklaşımın bizzat Devletin yansızlık görevine aykırı olduğunu belirtmiştir . Mahkeme’ye göre, Devletin çeşitli dini topluluklarla işbirliği biçimini seçme takdir yetkisi olsa da, bu yetki tarafsız ve ayrımcı olmayan ölçütlerle uygulanmalıdır .
Bütçe dengesizlikleri, cemevlerinin tanınmaması ve bu farklı muameleyi telafi edecek hiçbir mekanizmanın bulunmaması nedeniyle, davalı Devletin orantılılık ilkesini aştığına ve tarafsız/makul bir gerekçe olmaksızın ayrımcılık yaptığına (Madde 14’ün ihlaline) hükmedilmiştir , .
- Hüküm ve Adil Tazmin
- İhlal Kararı: AİHM Büyük Dairesi, Sözleşme’nin 9. maddesinin (5’e karşı 12 oyla) ve 9. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddesinin (1’e karşı 16 oyla) ihlal edildiğine karar vermiştir.
- Manevi Tazminat: Başvuranlar kişi başı 50.000 avro manevi tazminat talep etmiş olsalar da Mahkeme, ihlal tespitinin kendi başına yeterli bir adil tazmin (manevi tatmin) teşkil ettiğine oybirliğiyle karar vererek ayrıca bir para cezasına hükmetmemiştir , .
- Masraflar: Başvuranlara yargılama masraf ve giderleri için müştereken 3.000 avro ödenmesine karar verilmiştir ,.
- Muhalif ve Mutabık Görüşlerin Özeti Kararda bazı yargıçların (Villiger, Keller, Kjølbro, Silvis, Vehabović) farklı hukuki gerekçelendirmeleri olmuştur:
- Yargıçlar Villiger, Keller ve Kjølbro: Madde 9’un tek başına ihlal edildiği fikrine (Devletin dini finanse etme veya ibadethane statüsü tanıma gibi bir pozitif yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle) karşı çıkmışlardır. Ancak, Devlet Sünni İslam’a (Diyanet vasıtasıyla) bu imkânları sağlarken Alevilere sağlamadığı için Madde 14 kapsamında ayrımcılık yapıldığı hususunda çoğunlukla aynı fikirde olmuşlardır,.
- Yargıç Silvis: Benzer şekilde, Sözleşme’nin Devlete dini finanse etme görevi yüklemediğini, bu nedenle 9. maddenin tek başına ihlal edilmediğini; ancak Sünni çoğunluğa verilen devlet desteğinin Alevilere verilmemesinin açık bir dini ayrımcılık (Madde 14) olduğunu savunmuştur,.
- Yargıç Vehabović: Başvuranların cemevlerinde özgürce ibadet edebildiğini, dolayısıyla 9. maddeye bir müdahale olmadığını; meselenin din özgürlüğünden ziyade mülkiyet ve devletin bütçe (finansman) politikaları ile ilgili olduğunu belirterek hem 9 hem de 14. madde ihlaline karşı oy kullanmıştır
