AYM Kararları

Bu bölümde Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin değerlendirmeler ve analizler yer almaktadır. Amaç, bireysel başvuru ve norm denetimi kararlarının anlaşılır bir şekilde yorumlanması ve yüksek yargı içtihatlarının takip edilmesini kolaylaştırmaktır.

 

Adli Kontrol Süresinin Dolması ve Kanun Yolu Aşamasında İlk Derece Mahkemesinin Tutuklama Yetkisi Üzerine Anayasa Mahkemesi İncelemesi

KARARIN KÜNYESİ

  • İlgili Mahkeme: Anayasa Mahkemesi (Genel Kurul)
  • Başvuru Numarası: 2023/95649
  • Karar Tarihi: 16.12.2025
  • İhlal İddiası Konusu: Yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirine uyulmaması ve kaçma şüphesi gerekçesiyle verilen tutuklama kararının kanuni dayanaktan yoksun olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiası.
  1. OLAYIN MADDİ GEÇMİŞİ VE TUTUKLAMA SÜRECİ Başvurucu hakkında “terör örgütüne üye olma” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, Elâzığ Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 21.08.2016 tarihinde “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol kararı verilmiştir. Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 04.10.2018 tarihinde başvurucuyu 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmış, ancak bu kararda adli kontrol tedbirine ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. İstinaf başvurusu da esastan reddedilerek dosya temyiz (Yargıtay) aşamasına geçmiştir.

Başvurucu, yargılaması devam ederken 05.10.2023 tarihinde Muğla’nın Bodrum ilçesinde, illegal yollardan Yunanistan’ın Kos Adası’na geçiş yapacağı şüphesiyle bir teknede yakalanmıştır. Bunun üzerine Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun hem adli kontrol kararını ihlal ettiği (CMK md. 112) hem de somut kaçma şüphesinin bulunduğu (CMK md. 100) gerekçeleriyle 06.10.2023 tarihinde tutuklanmasına hükmetmiştir.

Başvurucu müdafii, terör suçlarında adli kontrol için öngörülen azami 7 yıllık sürenin 21.08.2023 tarihinde dolduğunu, dolayısıyla ortada ihlal edilecek geçerli bir tedbir kalmadığını belirterek tutuklamaya itiraz etse de bu itiraz reddedilmiştir.

  1. HUKUKİ UYUŞMAZLIK VE ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan bu müdahalenin Anayasa’nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca “kanunilik” şartını taşıyıp taşımadığını iki temel eksende detaylıca incelemiştir:
  • Adli Kontrol Süresinin Hesaplanması ve Sınırı: 5271 sayılı CMK’nın 110/A maddesine göre, terör suçlarında adli kontrol süresi en fazla 7 yıl olabilir. Anayasa Mahkemesi, bu 7 yıllık azami sürenin kanunun yürürlüğe girdiği tarihten değil, tedbirin ilk uygulandığı tarihten (21.08.2016) itibaren başlatılması gerektiğine hükmetmiştir. Ayrıca, tutuklamanın aksine, adli kontrol süreleri hesaplanırken dosyanın kanun yolunda (istinaf/temyiz) geçirdiği süreler de bu azami süreye dâhildir. Bu hesaplamaya göre başvurucunun adli kontrol süresi 21.08.2023 tarihinde sona ermiştir. AYM, süresi dolmuş ve hukuken ortadan kalkmış bir adli kontrol tedbirine uyulmadığı gerekçesiyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı sonucuna varmıştır.
  • Kanun Yolu Aşamasında İlk Derece Mahkemesinin Tutuklama Yetkisi: İlk derece mahkemesi, tutuklama kararına adli kontrolün ihlalinin yanı sıra CMK’nın 100. maddesindeki “kaçma şüphesini” de dayanak yapmıştır. Ancak AYM, dosya kanun yolu (Yargıtay) aşamasındayken ilk derece mahkemesinin CMK’nın 100. maddesi kapsamında doğrudan tutuklama kararı verebilmesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmü bulunmadığını tespit etmiştir. Kanuni dayanak eksikliği nedeniyle bu gerekçeyle verilen tutuklama kararı da hukuka aykırı bulunmuştur.
  1. SONUÇ VE HÜKÜM Anayasa Mahkemesi, açıklanan bu temel gerekçelerle, başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucu süreç içinde tahliye edildiğinden yeniden yargılama yapılmasına gerek görülmemiş; ancak yaşadığı manevi zararların tazmini amacıyla kendisine net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
  2. KARŞI OY (MUHALEFET ŞERHİ) Karar oyçokluğuyla alınmış olup, üye Ömer Çınar karara katılmamıştır. Karşı oy gerekçesinde; başvurucunun deniz yoluyla yurt dışına kaçmaya çalışırken fiilen yakalanmış olması nedeniyle çok açık bir “kaçma şüphesi” ve kuvvetli suç belirtisi bulunduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, CMK’nın 101. maddesinde dosyanın temyiz aşamasında olması hâlinde tutuklama kararının yalnızca Yargıtay tarafından verileceğine dair kısıtlayıcı bir düzenleme bulunmadığı; bu sebeple ilk derece mahkemesince verilen tutuklama kararının hukuka ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu savunulmuştur

 

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Müdahale Sırasında Kolluğun Orantısız Güç Kullanımı ve Etkisiz Soruşturma Üzerine Anayasa Mahkemesi Kararı İncelemesi

KARARIN KÜNYESİ

  • İlgili Mahkeme: Anayasa Mahkemesi (Birinci Bölüm).
  • Başvuru Numarası: 2021/54315.
  • Karar Tarihi: 11.03.2026.
  • Başvurucu: Safure Güneş.
  • İhlal İddiası Konusu: Kolluğun bir gösterinin dağıtılması sırasında orantısız güç kullanarak yaralanmaya sebebiyet vermesi ve olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “kötü muamele yasağının” ihlal edildiği iddiası.
  1. OLAYIN MADDİ GEÇMİŞİ Olay, 28 Ocak 2015 tarihinde Muradiye (Van) Belediyesi önünde düzenlenen bir etkinlik sırasında meydana gelmiştir. Etkinlik alanına asılan bazı poster ve pankartların kolluk kuvvetleri tarafından indirilmek istenmesi üzerine grupla polis arasında gerginlik yaşanmış; polisin gruba müdahalesi esnasında başvurucu, kafasının arkasına bir polis memuru tarafından copla vurulması sonucu yaralanarak yere düşmüş ve baygınlık geçirmiştir. Olayın ardından hastaneye kaldırılan başvurucu hakkında düzenlenen adli raporlarda; baş bölgesinde şişlik ve ağrı, sol gözde şaşılık ve sağ gözde kanama odağı tespit edilmiş, ileri tetkik için bölge hastanesine sevk edilerek tedavi görmüştür.
  2. YARGILAMA SÜREÇLERİ (CEZA VE İDARİ YARGI) Olayın adli makamlara intikal etmesinin ardından başlatılan hukuki süreç şu şekilde ilerlemiştir:
  • Ceza Soruşturması ve Kovuşturma Aşaması: Savcılık soruşturma başlatmış, olay yeri görüntüleri Jandarma Kriminal laboratuvarında incelenmiş ancak polislerin yüzlerinde maske ve kask olması sebebiyle failin net tespiti yapılamamıştır. Emniyet’in idari tahkikatı neticesinde, başvurucu yere düştükten sonra ona vurmaya çalıştığı değerlendirilen K.K. isimli polis memuru hakkında “kasten yaralama” suçundan dava açılmıştır. Ancak Muradiye Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın kimliği hususunda şüpheden uzak kesin bir delil bulunmadığı ve teşhislerin tahmine dayandığı gerekçesiyle sanık polisin beraatine hükmetmiştir. Bu karar istinaf kanun yolundan da geçerek kesinleşmiştir.
  • İdari Yargıdaki Tazminat Davası: Başvurucu, olay nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğüne karşı tam yargı (tazminat) davası açmıştır. Van 3. İdare Mahkemesi, olay sırasında başvurucunun polise yönelik hiçbir fiziksel saldırısı olmadığı hâlde aniden kafasına copla vurulduğunu ve polisin müdahalesinin orantısız olduğunu açıkça kabul ederek, idareyi başvurucuya manevi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
  1. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, iddiaları Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “kötü muamele yasağı” kapsamında iki farklı boyutta incelemiş ve çok net ihlal tespitlerinde bulunmuştur:
  • Kötü Muamele Yasağının Maddi Boyutu (Orantısız Güç): AYM, bir kamu görevlisinin kendisine karşı fiziksel bir saldırı veya direnç göstermeyen kişilere fiziksel güç uygulamasını ilke olarak hak ihlali kabul etmektedir. Somut olayda ceza davasındaki beraat kararına ve idare mahkemesi kararına atıf yapan AYM; başvurucunun polise saldırmadığı, ancak buna rağmen başına arkadan copla vurulduğunu belirtmiştir. İdare mahkemesi kararıyla da sabit olduğu üzere, başvurucuya karşı kesin gerekli olmayan ve orantısız bir fiziksel güç kullanılmış, bu durum kötü muamele yasağının maddi boyutunu ihlal etmiştir.
  • Kötü Muamele Yasağının Usul Boyutu (Etkisiz Soruşturma): Soruşturma aşamasında, başvurucuyu yaralayan failin kimliği sadece kameralardan tespit edilemediği için dosya adeta kapatılmıştır. AYM’ye göre etkili bir soruşturma için; savcılığın olay yerindeki diğer polisleri tespit edip, onlara olay anı görüntülerini izleterek faili teşhis ettirmesi gerekirdi. Savcılık bu görüntüleri tanık polislere izletmemiş, eksiklikler ceza mahkemesinde de giderilmemiştir. Üstelik soruşturma ve kovuşturma süreci makul bir süratle yürütülmemiş, basit bir müdahale olayı yaklaşık 6 yıl 9 ay sürmüştür. Tüm bu eksiklikler nedeniyle olayın sorumluları tespit edilememiş ve cezasız kalmıştır.
  1. SONUÇ VE HÜKÜM Anayasa Mahkemesi; tüm bu gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.

İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Muradiye 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

Not (Farklı Gerekçe): Karar oybirliğiyle alınmış olmakla birlikte, AYM üyesi Selahaddin Menteş karara bir “farklı gerekçe” şerhi düşmüştür. Menteş, ulaşılan ihlal sonucuna katılmakla birlikte; hiçbir fiziki saldırısı olmayan başvurucunun kafasına doğrudan copla vurulması ve yerdeyken vurulmaya çalışılması eyleminin basit bir “kötü muamele” değil, Anayasa’nın 17. maddesinde daha ağır bir durumu ifade eden “eziyet yasağı” kapsamında nitelendirilmesi gerektiğini savunmuştur

 

Adil Yargılanma Kapsamında “Tanık Sorgulama Hakkının” İhlali Üzerine Anayasa Mahkemesi Kararı İncelemesi

KARARIN KÜNYESİ

  • İlgili Mahkeme: Anayasa Mahkemesi (Birinci Bölüm)
  • Başvuru Numarası: 2021/58113
  • Karar Tarihi: 06.05.2026
  • Başvurucu: İbrahim Yıldırım
  • İhlal İddiası Konusu: Mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanığın, duruşmada sanık tarafından sorgulanmasına (soru sorulmasına) imkân verilmemesi nedeniyle “tanık sorgulama hakkının” ihlal edildiği iddiası.
  1. OLAYIN MADDİ GEÇMİŞİ VE DELİLLER Başvurucu, Mersin’in Mut ilçesinde komiser olarak görev yapmaktayken FETÖ/PDY iltisakı gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmış ve hakkında “terör örgütüne üye olma” suçundan dava açılmıştır. Yargılama aşamasında başvurucu aleyhine üç temel delil öne sürülmüştür:
  • ByLock İddiası: Başvurucunun GSM hattı üzerinden ByLock sunucularına bağlandığını gösteren CGNAT kayıtları (ancak User-ID ve içerik çözümlemesi henüz yapılamamıştır).
  • Veri İnceleme Raporu (Garson Kayıtları): Örgütün emniyet mahrem yapılanmasına dair ele geçirilen dijital materyallerde başvurucunun “A5” (örgüte teslimiyeti ve sadakati en üst seviyede olan kişi) olarak kodlanması.
  • Tanık A.O.’nun Beyanı: Bayburt’ta yürütülen başka bir soruşturmada ifade veren A.O. isimli şahıs; örgüt adına başvurucunun eşi (N.) ile ilgilendiğini ve eşi N.’nin örgüte bizzat başvurucu (İbrahim Yıldırım) aracılığıyla “himmet” verdiğini zannettiğini iddia etmiştir.
  1. YARGILAMA SÜRECİ VE YEREL/YÜKSEK MAHKEME KARARLARI
  • İlk Derece Mahkemesi (Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi): Başvurucu, suçlamaları reddederek tanık A.O.’yu tanımadığını belirtmiş ve bu kişinin mahkemede dinlenmesini talep etmiştir. Mahkeme, tanığın zorla getirilmesi için defalarca müzekkere yazmış ancak tanığın aniden ortadan kaybolduğu ve ulaşılamadığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine mahkeme, tanığın dinlenmesinden vazgeçerek; CGNAT kayıtları, “A5” kodlaması ve A.O.’nun polis ifadesine dayanarak başvurucuyu mahkûm etmiştir.
  • Kanun Yolu Aşaması: İstinaf başvurusu reddedilmiş; Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı dosyaya gelmese bile “diğer delillerin sübut için yeterli olduğu” gerekçesiyle mahkûmiyet kararını onamıştır.
  1. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ (ÜÇ AŞAMALI TEST) Anayasa Mahkemesi, duruşmada dinlenmeyen bir tanığın ifadesinin mahkûmiyete esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini üç aşamalı bir test ile incelemiştir:
  • 1. Aşama: Tanığın Mahkemede Hazır Edilmemesi Geçerli Bir Nedene Dayanıyor mu?: AYM, yerel mahkemenin tanığı bulmak için zorla getirme dâhil makul bir çaba sergilediğini, tanığa ulaşılamamasının mahkemeden kaynaklanmadığını belirterek bu durumu “geçerli bir neden” olarak kabul etmiştir.
  • 2. Aşama: Sorgulanmayan Tanığın Beyanı “Belirleyici Delil” mi?: AYM bu noktada çok önemli bir tespit yapmıştır. Yargıtay içtihatlarına göre sadece CGNAT kayıtları tek başına ByLock kullanıcısı olunduğunu ispata yeterli değildir. Ayrıca, gizli tanık Garson’dan elde edilen “A5” gibi kodlamaların da (veri analiz raporu veya başkaca yan delillerle desteklenmedikçe) tek başına yeterli delil olamayacağı AYM kararlarında sabittir. Bu eksiklikler ışığında; tanık A.O.’nun ifadesi, mahkûmiyet kararında “belirleyici (sonuca götüren temel) delil” konumuna yükselmiştir.
  • 3. Aşama: Başvurucuya Karşı Dengeleyici Güvenceler Sağlandı mı?: Mademki belirleyici tanık mahkemeye getirilemedi, o hâlde mahkemenin bu ifadeyi başka delillerle doğrulaması (telafi edici güvenceler sağlaması) gerekirdi. Ancak mahkeme; A.O.’nun “başvurucu himmet veriyordu zannedersem” şeklindeki dolaylı duyuma dayalı soyut beyanını doğrulamak için, olayın aktörleri olan eşler (N. ve B.) hakkında bir araştırma yapmamış veya onların ifadelerine başvurmamıştır. Başvurucu, tanığa soru soramadığı için onun beyanlarının güvenilirliğini test edememiş, mahkeme de tanığın vücut dilini ve reaksiyonlarını gözlemleyememiştir.
  1. SONUÇ VE KARAR Anayasa Mahkemesi, güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanının “belirleyici delil” olarak hükme esas alındığını, buna karşılık savunma tarafına (başvurucuya) bu dezavantajı telafi edecek “karşı dengeleyici güvencelerin” sağlanmadığını tespit etmiştir.

Bu gerekçelerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle hükmedilmiştir