Hak İhlali Bildirim ve Şikayet Dilekçeleri

 

1-)İşkence, Kötü Muamele Ve Yasak Sorgu Suç Duyurusu

… CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ: T.C. KİMLİK NO: ADRES:

VEKİLİ: Av. ADRES:

ŞÜPHELİLER:

  • Müvekkilin gözaltına alınması işleminde görev alan kolluk görevlileri,
  • Nezarethane ve gözaltı sürecinde görev yapan kolluk görevlileri,
  • “Ön görüşme”, “mülakat” veya benzeri adlar altında müvekkille avukatsız görüşme yapan görevliler,
  • İfade alma işlemine katıldığı hâlde kimliği tutanağa geçirilmeyen görevliler,
  • Suç teşkil eden fiillere iştirak eden, göz yuman, engelleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve re’sen tespit edilecek diğer kamu görevlileri.

 

SUÇ: İşkence — TCK m.94, Tehdit — TCK m.106, Hakaret — TCK m.125, Kasten yaralama — TCK m.86, Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma — TCK m.109, Görevi kötüye kullanma — TCK m.257, Re’sen tespit edilecek sair suçlar.

SUÇ TARİHİ: …/…/2026 – …/…/2026 tarihleri arası gözaltı süreci

KONU:

Müvekkilin gözaltı sürecinde maruz kaldığı hakaret, tehdit, fiziksel ve psikolojik şiddet, su verilmemesi, tuvalete çıkarılmaması, uykusuz bırakılması, avukatsız şekilde “mülakat” adı altında sorgulanması ve ifade işleminin usule aykırı yürütülmesi nedeniyle şüpheliler hakkında etkili soruşturma yürütülmesi, kamera kayıtları başta olmak üzere delillerin ivedilikle toplanması ve kamu davası açılması talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALAR

OLAYIN ÖZETİ

Müvekkil, … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/… soruşturma sayılı dosyası kapsamında, …/…/2026 tarihinde sabah erken saatlerde ikametinde yapılan arama sonrasında gözaltına alınmıştır.

Gözaltı işlemi sırasında ve devamındaki süreçte müvekkil, kolluk görevlilerinin fiilî hâkimiyeti altında bulunmasına rağmen, hukuk devleti ilkesinin ve insan onuruna saygı yükümlülüğünün tamamen dışında kalan uygulamalara maruz bırakılmıştır.

Müvekkil, gözaltına alındığı andan itibaren kendisine yöneltilen isnadın içeriği açık şekilde anlatılmadan, sürekli olarak “zaten her şeyi biliyoruz”, “konuşursan kurtulursun”, “konuşmazsan seni tutuklatırız”, “ailen de bundan etkilenir”, “buradan çıkamazsın” şeklindeki sözlerle baskı altına alınmıştır.

Kolluk görevlileri, müvekkilin susma hakkını kullanmak istediğini belirtmesine rağmen bu hakkı fiilen anlamsız hâle getirmiş; müvekkili, avukatı olmaksızın konuşmaya zorlamıştır.

Gözaltı süresince müvekkile defalarca hakaret edilmiş, bağırılmış, aşağılayıcı ifadeler kullanılmış, masaya vurularak ve kapılar sert biçimde kapatılarak müvekkil üzerinde korku yaratılmıştır. Müvekkil, özellikle gece saatlerinde uykusuz bırakılmış, uzun süre ayakta bekletilmiş, su istemesine rağmen su verilmemiş veya uzun süre geciktirilmiş, tuvalete gitme talepleri ise keyfî şekilde reddedilmiş ya da saatlerce ertelenmiştir.

Müvekkile birden fazla kez “ifade öncesi görüşme”, “mülakat”, “sohbet” gibi isimler altında resmî ifade alma usulü dışında sorgulama yapılmıştır. Bu görüşmelerin bir kısmında müdafi hazır bulunmamış, müvekkile hakları hatırlatılmamış, görüşmeyi yapan kişilerin kimlikleri tutanağa geçirilmemiştir. Bu kayıt dışı görüşmelerde müvekkile, istenen yönde beyanda bulunması hâlinde serbest kalabileceği, aksi hâlde tutuklanacağı söylenmiştir.

Bununla da yetinilmemiş; müvekkil, bazı kolluk görevlileri tarafından kolundan sert şekilde tutulmuş, itilmiş, başına/ensesine vurulmuş, fiziksel temas ve tehdit içeren davranışlarla korkutulmuştur. Müvekkil, bu süreçte yoğun korku, panik, çaresizlik ve ruhsal çöküntü yaşamıştır.

Tüm bu uygulamalar, münferit ve basit usul hataları değildir. Müvekkilin iradesini kırmaya, onu belirli bir anlatımı kabul etmeye zorlamaya ve sonrasında bu anlatımı ifade tutanağına yansıtmaya dönük sistematik bir baskı süreci söz konusudur.

GÖZALTI SÜRECİNDE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE SUÇU İŞLENMİŞTİR

TCK m.94 uyarınca, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine yahut aşağılanmasına yol açan davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi işkence suçundan sorumludur.

Somut olayda müvekkile yönelen fiiller ayrı ayrı değerlendirildiğinde dahi hukuka aykırıdır. Ancak olayın bütününe bakıldığında bu fiillerin tesadüfi veya münferit olmadığı, müvekkilin iradesini kırmak ve kendisinden istenen yönde beyan almak amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

Müvekkile;

  • uzun süre su verilmemesi,
  • tuvalet ihtiyacının karşılanmaması,
  • uykusuz bırakılması,
  • hakaret edilmesi,
  • tehdit edilmesi,
  • fiziksel temasta bulunulması,
  • avukatsız şekilde kayıt dışı görüşmelere alınması,
  • ailesi ve özgürlüğü üzerinden korkutulması,
  • ifade içeriğinin yönlendirilmek istenmesi,

bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bu eylemlerin insan onuruyla bağdaşmadığı ve TCK m.94 kapsamında işkence suçuna ilişkin ciddi emareler oluşturduğu açıktır.

Önemle belirtmek gerekir ki işkence suçu yalnızca ağır fiziksel şiddet uygulanması hâlinde oluşmaz. Kişinin gözaltında bulunduğu, hareket serbestisinin ortadan kalktığı, tamamen kamu görevlilerinin kontrolü altında olduğu bir ortamda; susuz bırakma, tuvalete çıkarmama, uykusuz bırakma, bağırma, hakaret etme, aile üzerinden tehdit etme ve avukatsız şekilde baskı altında sorgulama yapılması da kişinin ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına ve iradesinin etkilenmesine yol açmaktadır.

Müvekkil gözaltında devletin koruması altındadır. Bu nedenle müvekkilin bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunması, ihtiyaçlarının karşılanması, sağlık durumunun gözetilmesi ve ifade sürecinin tamamen hukuka uygun yürütülmesi ilgili kamu görevlilerinin pozitif yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmemiş; aksine kamu gücü, müvekkil üzerinde baskı kurmak için kullanılmıştır.

MÜVEKKİLİN AVUKATSIZ ŞEKİLDE “MÜLAKAT” ADI ALTINDA SORGULANMASI HUKUKA AYKIRIDIR

CMK m.148 açık biçimde, şüpheli veya sanığın beyanının özgür iradesine dayanması gerektiğini düzenlemiştir. Bu özgür iradeyi engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve benzeri bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. Yasak usullerle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.

Somut olayda müvekkil, resmî ifade alma işleminden önce ve ifade aralarında “mülakat”, “ön görüşme”, “sohbet” gibi isimler altında konuşmaya zorlanmıştır. Kolluk görevlilerinin, müdafi bulunmaksızın şüpheli ile soruşturmanın esasına ilişkin görüşme yapması açıkça hukuka aykırıdır. Bu tür görüşmelerin adının “mülakat” olarak belirlenmesi, işlemin hukuka aykırı niteliğini ortadan kaldırmaz.

Şüpheliye hakları hatırlatılmadan, müdafi hazır olmadan, tutanak düzenlenmeden, görüşmeyi yapan kişilerin kimliği kayda geçirilmeden yapılan her türlü görüşme, gerçekte kayıt dışı sorgudur. Bu yöntem, hem CMK m.147 ve m.148 hükümlerine hem de adil yargılanma hakkına aykırıdır.

Müvekkil, bu görüşmelerde sürekli olarak “itiraf etmesi”, “isim vermesi”, “istenen şekilde anlatması” yönünde baskı altına alınmıştır. Müvekkile, belirli cevapları vermesi hâlinde lehine işlem yapılacağı, aksi hâlde tutuklanacağı söylenmiştir. Bu sözler yalnızca yönlendirme değil, aynı zamanda tehdit ve hukuka aykırı vaat niteliğindedir.

Bu nedenle, müvekkilin gözaltı sürecinde alınan beyanlarının tamamı, baskı ve yasak sorgu yöntemleri gözetilerek ayrıca değerlendirilmelidir. Savcılığınızca yürütülecek soruşturmada, sadece kötü muamele iddiaları değil, bu yöntemlerle elde edilen ifade tutanağının güvenilirliği de incelenmelidir.

SU VERMEME, TUVALETE ÇIKARMAMA VE UYKUSUZ BIRAKMA EYLEMLERİ İNSAN ONURUYLA BAĞDAŞMAYAN MUAMELEDİR

Müvekkil gözaltı süresince temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta dahi kolluk görevlilerinin keyfî tutumuna maruz kalmıştır.

Müvekkilin su talebi uzun süre karşılanmamış, bazı zamanlarda “önce konuş, sonra su verilir” şeklinde cevaplar verilmiştir. Tuvalete gitmek istediğini bildirdiğinde ise bu talebi derhal karşılanmamış, kimi zaman “bekle”, “şimdi olmaz”, “ifade bitsin” gibi gerekçelerle uzun süre ertelenmiştir.

Bu uygulamalar, yalnızca nezarethane koşullarına ilişkin idari eksiklik olarak değerlendirilemez. Kişinin devletin gözetimi altında bulunduğu bir sırada suya erişiminin engellenmesi, tuvalet ihtiyacının keyfî şekilde karşılanmaması ve uykusuz bırakılması; kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü hedef alan, insan onurunu zedeleyen ve iradesini kırmaya elverişli davranışlardır.

Bu nedenle söz konusu eylemler, işkence suçu kapsamında değerlendirilmelidir. En azından kötü muamele, görevi kötüye kullanma, zor kullanma yetkisinin aşılması ve sair suçlar yönünden soruşturma yürütülmesi zorunludur.

TEHDİT, HAKARET VE FİZİKSEL MÜDAHALELER AYRICA SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR

Müvekkile gözaltı süresince “seni tutuklatacağız”, “çıkamazsın”, “aileni de yakarsın”, “konuşmazsan kötü olur”, “burada kimse seni kurtaramaz” şeklinde sözler söylenmiştir. Bu sözler, gözaltındaki bir kişiye karşı söylendiğinde sıradan bir uyarı olarak değerlendirilemez. Kamu gücünü kullanan kişiler tarafından, özgürlüğünden yoksun bırakılmış bir kişiye yöneltilen bu ifadeler açık tehdit niteliğindedir.

Müvekkile ayrıca aşağılayıcı, küçük düşürücü ve insan haysiyetini zedeleyen ifadeler yöneltilmiştir. Kolluk görevlilerinin müvekkile bağırması, onu suçlu ilan eden sözler kullanması, ailesi üzerinden küçük düşürmesi ve psikolojik olarak ezmeye çalışması hakaret ve kötü muamele niteliğindedir.

Bunun yanında müvekkilin kolundan sertçe tutulması, itilmesi, başına/ensesine vurulması ve fiziksel temasla korkutulması da kasten yaralama, zor kullanma yetkisinin aşılması ve işkence suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

Burada belirleyici husus, kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan güç üstünlüğünü kullanarak, tamamen kontrolleri altında bulunan bir kişiye karşı bu fiilleri gerçekleştirmiş olmalarıdır. Müvekkilin kendisini koruma, ortamdan ayrılma veya bu kişilere karşı etkili şekilde itiraz etme imkânı bulunmamaktadır.

İFADE ALMA İŞLEMİ USULE AYKIRI ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR

Müvekkilin kolluk ifadesi sırasında da ciddi usulsüzlükler yaşanmıştır.

İfade alma işleminde:

  • Müvekkile yöneltilen soruların dayanağı olan belgeler gösterilmemiştir.
  • Müdafiin soruları ve ekleri incelemesine yeterli imkân tanınmamıştır.
  • İfade alma sırasında odada bulunan bazı görevlilerin kimlikleri tutanağa geçirilmemiştir.
  • Tutanakta yer almayan görevliler, müvekkile soru sormuş veya yönlendirmede bulunmuştur.
  • Müvekkilin beyanları tam ve doğru şekilde tutanağa geçirilmemiştir.
  • Müdafiin düzeltme ve şerh düşme talepleri engellenmiş veya sınırlanmıştır.
  • İfade süreci boyunca müvekkil üzerinde baskı devam etmiştir.

CMK m.147 uyarınca ifade alma işleminin usulüne uygun yürütülmesi, hazır bulunan kişilerin kimliklerinin tutanağa geçirilmesi ve ifade alma sürecinde teknik imkânlardan yararlanılması gerekir. Buna rağmen müvekkilin ifadesi, şeffaf ve denetlenebilir bir ortamda alınmamıştır.

İfade alma odasına giren çıkan görevlilerin kimliklerinin tutanağa geçirilmemesi, özellikle baskı uygulayan kişilerin resmî işlem dışında bırakılması, hukuka aykırılığın bilinçli şekilde gizlenmeye çalışıldığını göstermektedir.

Bu nedenle, ifade odasına ilişkin kamera kayıtlarının, giriş-çıkış kayıtlarının, görev çizelgelerinin ve ifade alma işlemine katılan tüm görevlilerin kimlik bilgilerinin celbi zorunludur.

SAĞLIK KONTROLLERİ USULE UYGUN YAPILMAMIŞTIR

Müvekkilin gözaltına giriş ve çıkış sağlık kontrollerinin de usule uygun yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır. Müvekkilin beyanına göre, sağlık kontrolü sırasında kolluk görevlileri muayene alanından tamamen çıkarılmamış, müvekkil yaşadığı şiddeti ve baskıyı hekimle serbestçe paylaşamamıştır.

Gözaltındaki kişinin sağlık kontrolünün gerçek anlamda koruyucu bir güvence olabilmesi için, muayenenin kolluk baskısından uzak, hekim ile kişi arasında mahremiyet sağlanarak yapılması gerekir. Aksi hâlde sağlık raporu, kötü muamele iddialarını ortaya çıkarmaya yarayan bir güvence olmaktan çıkar; yalnızca şekli bir evraka dönüşür.

Öte yandan, işkence ve kötü muamele iddialarının etkili bir şekilde soruşturulması ve belgelendirilmesi noktasında en temel uluslararası kılavuz İstanbul Protokolü’dür. Müvekkilin gözaltı sürecinde maruz kaldığı hem fiziksel hem de ağır psikolojik şiddetin tespiti, ancak İstanbul Protokolü standartlarına uygun, tam bir mahremiyet ve bağımsızlık içinde gerçekleştirilecek adli tıp ve psikiyatri muayeneleri ile mümkündür.

Savcılığınızca yürütülecek soruşturmada, müvekkilin sadece fiziksel darp izleri yönünden değil; yaşadığı travma, panik ve ruhsal çöküntünün tespiti açısından da İstanbul Protokolü ilkeleri uyarınca uzman adli tıp uzmanları ve psikiyatristler tarafından detaylıca muayene edilmesi ve raporlandırılması yasal bir zorunluluktur.

Bu nedenle müvekkilin gözaltına giriş, ara sevk ve çıkış raporlarının tamamının celbi; raporları düzenleyen hekimlerin tanık sıfatıyla beyanlarının alınması; müvekkilin yeniden adli tıp ve psikiyatri muayenesine sevk edilmesi gerekmektedir.

KAMERA KAYITLARI VE DİĞER DELİLLER DERHÂL KORUMA ALTINA ALINMALIDIR

İşbu suç duyurusu bakımından en önemli deliller;

  • kamera kayıtları,
  • giriş-çıkış kayıtları,
  • nezarethane defteri,
  • görev çizelgeleri,
  • araç kayıtları,
  • sağlık raporları ve ifade alma sürecine ilişkin tüm belgelerdir.

Kamera kayıtlarının silinme, üzerine yeni kayıt yapılma veya kaybolma riski bulunduğundan, Savcılığınızca derhâl müzekkere yazılarak müvekkilin ikametinden alındığı ana ilişkin apartman, sokak, çevre işyeri ve KGYS/MOBESE kayıtları; müvekkilin taşındığı ekip aracının plaka bilgisi, araç içi kamera kaydı, GPS/rota kaydı, telsiz kayıtları, emniyet binası giriş-çıkış kamera kayıtları, nezarethane giriş-çıkış ve koridor kamera kayıtları, ifade alma odası ve çevresindeki kamera kayıtları, “mülakat” adı altında görüşme yapılan oda veya bölümlere ilişkin kamera kayıtları, hastane/adli muayene giriş-çıkış kamera kayıtları, görevli polislerin görev çizelgeleri, nöbet listeleri ve amir talimatları kayıtlarının tamamının koruma altına alınması gerekmektedir.

Bu kayıtların sesli şekilde temini mümkünse sesli kayıtların da dosyaya kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca kamera bulunmadığı veya çalışmadığı iddia edilirse, bu hususun kim tarafından, hangi tarihte, hangi gerekçeyle tutanağa bağlandığı da araştırılmalıdır.

ETKİLİ SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ GEREĞİNCE ŞÜPHELİLER DERHÂL TESPİT EDİLMELİDİR

İşkence ve kötü muamele iddiaları, sıradan bir şikâyet gibi ele alınamaz. Gözaltında bulunan kişi devletin fiilî hâkimiyeti altındadır. Bu nedenle bu süreçte meydana gelen her türlü bedensel veya ruhsal zarar bakımından etkili, hızlı, bağımsız ve ciddi bir soruşturma yürütülmesi gerekir.

Bu kapsamda Savcılığınızca:

  • şüpheli kamu görevlilerinin kimliklerinin derhâl tespiti,
  • müştekinin ayrıntılı beyanının alınması,
  • aynı tarihlerde gözaltında bulunan diğer kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
  • müdafilerin beyanlarının alınması,
  • görev çizelgeleri ve kamera kayıtları üzerinden fiilî sorumluların belirlenmesi,
  • sağlık raporlarının eksiksiz şekilde celbi,
  • kötü muamele iddiaları yönünden adli tıp ve psikiyatrik değerlendirme yapılması,
  • delillerin karartılmasını önlemek amacıyla ilgili görevlilerin görevden uzaklaştırılması için ilgili idari mercilere bildirim yapılması

gerekmektedir.

Aksi hâlde, işkence ve kötü muamele iddiaları yönünden etkili soruşturma yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır.

HUKUKİ NEDENLER

Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, ilgili sair mevzuat ve yüksek yargı/AİHM içtihatları.

DELİLLER

müvekkil beyanı, müdafi beyanları, aynı tarihlerde gözaltında bulunan kişilerin tanık beyanları, yakalama ve gözaltı tutanakları, nezarethane defteri, giriş-çıkış kayıtları, görev çizelgeleri ve nöbet listeleri, ifade tutanağı ve ifade alma sürecine ilişkin tüm belgeler, “mülakat” veya ön görüşme yapıldığı iddia edilen odalara ilişkin kamera kayıtları, emniyet binası iç ve dış kamera kayıtları, nezarethane, koridor ve ifade odası kamera kayıtları, KGYS/MOBESE kayıtları, ekip aracı plaka, GPS/rota, araç içi kamera ve telsiz kayıtları, hastane/adli muayene kayıtları, gözaltına giriş, ara sevk ve çıkış sağlık raporları, İstanbul Protokolü Standartlarına Uygun Olarak Alınacak adli tıp kurumu ve psikiyatri değerlendirme raporları, kolluk birimine ait oda kullanım/giriş-çıkış kayıtları, şüpheli görevlilerin kimlik ve görev belgeleri, her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

  • Müvekkilin gözaltı sürecinde görev alan, “mülakat” adı altında görüşme yapan, ifade alma işlemine katılan, nezarethane sürecinde görevli olan ve re’sen tespit edilecek tüm kamu görevlilerinin kimliklerinin belirlenmesine,
  • …/…/2026 – …/…/2026 tarihleri arasındaki emniyet binası giriş-çıkış, nezarethane, koridor, ifade odası, mülakat odası ve diğer ilgili kamera kayıtlarının ivedilikle, mümkünse sesli şekilde dosyaya kazandırılmasına,
  • Müvekkilin taşındığı ekip aracının plakasının, araç içi kamera kayıtlarının, GPS/rota bilgilerinin ve telsiz kayıtlarının celbine,
  • Yakalama, gözaltı, nezarethane, sevk, sağlık kontrolü ve ifade alma işlemlerine ilişkin tüm tutanak ve kayıtların dosyaya kazandırılmasına,
  • Müvekkilin gözaltına giriş, ara sevk ve çıkış sağlık raporlarının celbine; raporları düzenleyen hekimlerin tanık sıfatıyla dinlenmesine,
  • Müvekkilin Adli Tıp Kurumu’na ve gerekli görülürse psikiyatri birimine sevk edilerek, bedensel ve ruhsal etkilenme yönünden İstanbul Protokolü standartlarına ve ilkelerine uygun şekilde kapsamlı bir rapor alınmasına,
  • Aynı tarihlerde gözaltında bulunan kişilerin ve müdafilerin tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasına,
  • Şüpheli kamu görevlilerinin delilleri karartma ihtimali gözetilerek görevden uzaklaştırılmaları için ilgili idari mercilere ihbarda bulunulmasına,
  • Şüpheliler hakkında TCK m.94 kapsamında işkence, TCK m.106 kapsamında tehdit, TCK m.125 kapsamında hakaret, TCK m.86 kapsamında kasten yaralama, TCK m.109 kapsamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, TCK m.257 kapsamında görevi kötüye kullanma ve re’sen tespit edilecek sair suçlar yönünden soruşturma yürütülmesine,
  • Soruşturma sonucunda şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına,

karar verilmesini, özel hukuka ilişkin tazminat ve sair talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla vekâleten arz ve talep ederiz.

Tarih: …/…/2026

Müşteki Vekili Av. …

EKLER

  • Vekâletname örneği
  • Varsa gözaltı/ifade tutanakları
  • Varsa sağlık raporları
  • Varsa müdafi tutanağı
  • Varsa fotoğraf, mesaj, kamera veya diğer destekleyici belgeler

 

2-)Soruşturma Sızıntıları Ve Medyadaki Yayınlar Hakkında Şikayet Dilekçesi 

… CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

MÜŞTEKİ: T.C. KİMLİK NO: ADRES:

VEKİLİ: Av. ADRES:

ŞÜPHELİLER:

  • Müvekkil hakkında yürütülen soruşturma/kovuşturma dosyasındaki bilgi, belge, görüntü, kamera kaydı, ifade, tape, kolluk tutanağı, fezleke veya sair dosya içeriğini basına/medyaya servis eden kolluk görevlileri ve re’sen tespit edilecek kamu görevlileri,
  • Haberleri hazırlayan, yayınlayan, yayan ve sosyal medya hesaplarından paylaşan gazete, televizyon, haber sitesi, dijital yayın organı, ajans, muhabir, editör, sorumlu yazı işleri müdürü, yayın yönetmeni, sosyal medya hesap yöneticileri ve re’sen tespit edilecek diğer kişiler.

SUÇ: Soruşturmanın gizliliğini ihlal — TCK m.285, Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs — TCK m.288, Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme — TCK m.136 ve m.137, Özel hayatın gizliliğini ihlal — TCK m.134, Hakaret — TCK m.125, Görevi kötüye kullanma — TCK m.257, Re’sen tespit edilecek sair suçlar.

SUÇ TARİHİ: …/…/2026 ve devam eden yayın tarihleri

KONU: Müvekkil hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamasına rağmen, devam eden soruşturma/kovuşturma dosyasına ilişkin gizli bilgi, belge, görüntü ve kayıtların medyaya sızdırılması; haberlerde müvekkilin açık kimlik bilgilerinin, kamera kayıtlarından kesitlerin, dosya içeriğine ilişkin bilgilerin ve masumiyet karinesini ihlal edecek şekilde suçlu gösteren ifadelerin yayımlanması nedeniyle, bu bilgileri sızdıran kamu görevlileri ile haberleri hazırlayan, yayınlayan ve yayan kişiler hakkında soruşturma yürütülmesi, müvekkilin lekelenmeme hakkı ile kişilik haklarını ağır biçimde ihlal eden internet yayınlarına karşı, telafisi imkânsız zararların önüne geçilmesi amacıyla tedbiren erişimin engellenmesi ve içeriklerin kaldırılması kararı verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALAR

Müvekkil hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/… soruşturma sayılı dosyası / … Ağır Ceza Mahkemesi’nin …/… esas sayılı dosyası kapsamında ceza soruşturması/kovuşturması yürütülmektedir.

Dosya henüz kesinleşmiş bir mahkeme hükmüyle sonuçlanmamıştır. Müvekkil hakkında yalnızca bir soruşturma/iddia/kovuşturma süreci bulunmaktadır. Buna rağmen, …/…/2026 tarihinde ve devam eden süreçte çeşitli haber sitelerinde, televizyon yayınlarında, sosyal medya hesaplarında ve dijital mecralarda müvekkili doğrudan hedef alan haberler yapılmıştır.

Söz konusu haberlerde müvekkilin açık adı ve soyadı, dosya kapsamındaki isnatlar, soruşturma işlemlerine dair bilgiler, kolluk tarafından elde edildiği anlaşılan kamera kaydı kesitleri, görüntüler, fotoğraflar, tutanak içerikleri ve henüz mahkeme önünde tartışılmamış delil iddiaları yayımlanmıştır. Haberlerin dili, müvekkili “şüpheli” veya “sanık” olarak değil, henüz hüküm kurulmadan suçlu kabul eden bir üslupla kaleme alınmıştır.

Haberlerde kullanılan “……………”, “……………”, “……………” şeklindeki ifadeler, müvekkil hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı varmış gibi kamuoyu oluşturmakta; müvekkilin lekelenmeme hakkını, masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını ağır biçimde ihlal etmektedir.

Bu yayınlar yalnızca basın faaliyeti veya haber verme hakkı kapsamında değerlendirilemez. Çünkü haber içeriklerinde kamuoyunu bilgilendirme sınırının ötesine geçilmiş; soruşturma/dava dosyasının gizli kalması gereken içeriği kamuya açılmış, müvekkilin kişisel verileri ifşa edilmiş ve müvekkil toplum nezdinde peşinen suçlu ilan edilmiştir.

DOSYA İÇERİĞİNİN MEDYAYA SIZDIRILMASI SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİNİN İHLALİDİR

Ceza muhakemesinde soruşturma evresinin gizli yürütülmesi, yalnızca soruşturmanın selameti için değil, şüpheli konumundaki kişilerin masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının korunması için de zorunludur.

Somut olayda medyada yayımlanan içerikler, sıradan bir haber metni değildir. Haberlerde yer alan görüntüler, kamera kayıtlarından alınmış kesitler, operasyon anına ilişkin görüntüler, kolluk tutanaklarına benzeyen bilgiler, dosyadaki delil değerlendirmelerine ilişkin ifadeler ve müvekkilin açık kimlik bilgileri, bu içeriklerin kamuya açık kaynaklardan elde edilmediğini göstermektedir.

Bu bilgilerin ancak soruşturma dosyasına erişimi olan kişiler, kolluk birimleri, savcılık kalemi, adliye personeli veya soruşturma evrakına ulaşabilen başka kamu görevlileri tarafından temin edilmiş olması mümkündür. Bu nedenle öncelikle dosya içeriğini basına servis eden kişilerin tespiti gerekmektedir.

Soruşturma dosyasında yer alan bilgi, belge, görüntü ve kayıtların medya organlarına verilmesi; CMK m.157’de düzenlenen soruşturmanın gizliliği ilkesine açıkça aykırıdır. Bu fiil aynı zamanda TCK m.285 kapsamında soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmaktadır.

Özellikle haberlerde müvekkilin suçlu olduğu izlenimi yaratılmakta, dosya kapsamında henüz mahkeme önünde tartışılmamış iddialar kesinleşmiş gerçek gibi sunulmaktadır. Bu nedenle ihlal yalnızca dosya gizliliğine ilişkin değildir; doğrudan suçlu sayılmama hakkına ve özel hayatın gizliliğine yönelik bir saldırı niteliğindedir.

KOLLUK VEYA DİĞER KAMU GÖREVLİLERİ TARAFINDAN YAPILAN SIZDIRMA AYRICA GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA VE KİŞİSEL VERİLERİ HUKUKA AYKIRI YAYMA SUÇLARINI OLUŞTURMAKTADIR

Medyada yer alan kamera görüntüleri, operasyon görüntüleri, dosyaya ait olduğu anlaşılan bilgi ve değerlendirmeler, kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle erişebildiği verilerin hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilere aktarıldığını göstermektedir.

Kamu görevlileri, görevleri gereği ulaştıkları dosya içeriğini, şüpheli veya sanıklara ait kişisel bilgileri, görüntüleri, ifade/tutanak içeriklerini, kamera kayıtlarını veya kolluk değerlendirmelerini basın organlarıyla paylaşamaz. Bu tür bilgilerin basına verilmesi, yalnızca idari disiplin sorumluluğu doğuran bir davranış değildir. Aynı zamanda ceza hukuku bakımından da açık bir suç şüphesi oluşturmaktadır.

Müvekkilin adı, soyadı, görüntüsü, dosya kapsamındaki isnatlar, kolluk tarafından elde edilen görüntüler, yakalama/arama/ifade/teşhis gibi işlemlere dair bilgiler kişisel veri niteliğindedir. TCK m.136, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde verilmesini, yayılmasını veya ele geçirilmesini suç olarak düzenlemektedir; TCK m.137 ise suçun kamu görevlisi tarafından ve görevin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini nitelikli hâl olarak öngörmektedir.

Bu nedenle Savcılığınızca yalnızca haberleri yapan kişiler değil, bu haberlerin kaynağı da araştırılmalıdır. Haberlerde yer alan görüntülerin ve dosya bilgilerinin hangi birimden çıktığı, dosyaya hangi personelin eriştiği, görüntülerin hangi cihazdan kopyalandığı, kimler tarafından dışarı aktarıldığı ve medya kuruluşlarına hangi kanalla ulaştırıldığı tespit edilmelidir.

Dosya içeriğini basına sızdıran kamu görevlilerinin eylemleri, TCK m.285 ve TCK m.136 yanında, görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi nedeniyle TCK m.257 kapsamında da değerlendirilmelidir. 

HABERLER MÜVEKKİLİ PEŞİNEN SUÇLU GÖSTERMEKTE VE MASUMİYET KARİNESİNİ İHLAL ETMEKTEDİR

Müvekkil hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Buna rağmen haberlerde müvekkil, kamuoyuna suç işlediği kesinleşmiş bir kişi gibi sunulmuştur.

Haberlerde “şüpheli”, “iddia edilen”, “soruşturma kapsamında” gibi masumiyet karinesine uygun ve ihtiyatlı ifadeler yerine; müvekkili doğrudan suçlu ilan eden, kamuoyunda mahkûmiyet algısı oluşturan ve yargı makamlarını baskı altına alabilecek nitelikte kesin hükümler kullanılmıştır.

Basın özgürlüğü ve haber verme hakkı, devam eden bir soruşturma veya davada kişilerin peşinen suçlu ilan edilmesi hakkını içermez. Basın, kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirirken kişilik haklarına, masumiyet karinesine, özel hayatın gizliliğine ve adil yargılanma hakkına saygı göstermek zorundadır.

Somut olayda yapılan yayınlar, kamuoyunu bilgilendirme amacını aşmış; müvekkili itibarsızlaştıran, yargılama makamları nezdinde baskı oluşturmaya elverişli ve toplumda “suçlu” algısı yaratan bir yayın faaliyetine dönüşmüştür. Bu nedenle haberleri hazırlayan, yayınlayan, başlıklandıran, sosyal medyada dolaşıma sokan ve yayılmasını sağlayan kişiler hakkında TCK m.288 kapsamında da soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.

MEDYADA YAYIMLANAN KAMERA KAYITLARI VE DOSYA GÖRÜNTÜLERİ HUKUKA AYKIRI DELİL SIZINTISIDIR

Haberlerde kullanılan kamera kayıtları ve görüntüler, dosya içeriğinden veya kolluk kayıtlarından alınmış görünmektedir. Bu görüntülerin medya kuruluşlarının kendi imkânlarıyla temin edebileceği nitelikte olmadığı açıktır.

Bu tür görüntüler, ceza soruşturması kapsamında toplanmış delil veya kolluk faaliyetine ilişkin veri niteliğindedir. Söz konusu kayıtların belirli kesitlerinin seçilerek medyaya servis edilmesi, hem delillerin bütünlüğünü tartışmalı hâle getirmekte hem de kamuoyunun dosya hakkında yönlendirilmesine sebep olmaktadır.

Kamera kayıtlarının yalnızca belirli bölümlerinin yayımlanması, olayın bağlamından koparılmasına ve müvekkil aleyhine algı oluşturulmasına elverişlidir. Henüz savunma makamının dahi tam olarak erişemediği veya mahkeme önünde tartışılmamış görüntülerin medya aracılığıyla kamuya sunulması, yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini de tehlikeye düşürmektedir.

Bu nedenle haberlerde kullanılan görüntülerin kaynağı, kayıtların hangi kamu kurumunda tutulduğu, kimin tarafından kopyalandığı, medya kuruluşuna hangi tarihte ve hangi yolla gönderildiği, görüntülerin üzerinde kesme, montaj, seçme veya düzenleme yapılıp yapılmadığının araştırılması talep olunur.

ŞÜPHELİLERİN AÇIK KİMLİK BİLGİLERİNİN YAYIMLANMASI KİŞİSEL VERİLERİN HUKUKA AYKIRI YAYILMASIDIR

Haberlerde müvekkilin açık adı ve soyadı, görüntüsü, dosya kapsamındaki isnatlarla birlikte yayımlanmıştır. Bazı haberlerde müvekkilin ailesi, mesleği, ikamet ettiği yer, eğitim/iş bilgileri veya sosyal çevresi gibi kimliğini belirlenebilir kılan ek bilgilere de yer verilmiştir.

Ceza soruşturmasına konu edilen bir kişinin kimlik bilgilerinin, görüntüsünün ve hakkındaki isnatların, henüz kesin hüküm bulunmadan geniş kitlelere yayılması kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde açıklanması niteliğindedir. Bu yayınlar nedeniyle müvekkil yalnızca ceza soruşturmasının tarafı olmakla kalmamış; sosyal çevresi, iş/okul hayatı, ailesi ve kamuoyu nezdinde telafisi güç bir şekilde lekelenmiştir.

Müvekkilin rızası bulunmadığı gibi, bu verilerin yayımlanmasını hukuka uygun kılacak bir kamu yararı da bulunmamaktadır. Kişinin açık kimlik bilgileri gizlenerek veya anonimleştirilerek haber yapılması mümkün iken, müvekkilin doğrudan hedef gösterilmesi hukuka aykırıdır.

Bu nedenle yayın yapan kişiler yönünden TCK m.136 kapsamında, bilgileri görevi nedeniyle elde edip basına servis eden kamu görevlileri yönünden ise TCK m.136 ile birlikte TCK m.137 kapsamında soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.

HABERLERDE KULLANILAN DİL HAKARET VE HEDEF GÖSTERME NİTELİĞİNDEDİR

Haberlerde müvekkile yönelik kullanılan başlık, alt başlık, spot metin ve sosyal medya paylaşım metinleri incelendiğinde; masumiyet karinesini ihlal eden ifadelerin yanında, müvekkilin kişilik haklarını zedeleyen, toplum nezdinde aşağılayıcı ve itibarsızlaştırıcı bir dil kullanıldığı görülmektedir.

Müvekkilin henüz yargılama süreci devam ederken “……………”, “……………”, “……………” şeklinde nitelendirilmesi, haber verme sınırını aşmakta ve müvekkili kamuoyu önünde hedef hâline getirmektedir.

Eleştiri ve haber verme hakkı, kişiyi suçlu ilan etme, küçük düşürme veya yargısız infaza maruz bırakma hakkı vermez. Kullanılan ifadeler haberin zorunlu unsuru olmadığı gibi, kamuoyunun bilgilendirilmesi için de gerekli değildir. Bu nedenle haberlerin içeriği, TCK m.125 kapsamında hakaret suçu yönünden de değerlendirilmelidir.

YAYINLAR YARGILAMA SÜRECİNİ ETKİLEMEYE ELVERİŞLİDİR

Devam eden bir soruşturma veya dava hakkında yapılan haberlerde, yargı makamlarını, tanıkları, bilirkişileri ve kamuoyunu etkilemeye elverişli ifadeler kullanılması adil yargılanma hakkını zedeler.

Somut olayda haberlerde yalnızca bilgi aktarımı yapılmamış; dosyadaki iddialar kesin gerçek gibi sunulmuş, müvekkilin suçlu olduğu algısı yaratılmış, yargılamanın sonucu hakkında kamuoyu baskısı oluşturulmuştur.

Bu tür yayınlar, tanıkların beyanlarını, bilirkişilerin değerlendirmelerini ve yargı makamlarının dosyaya yaklaşımını etkilemeye elverişlidir. Henüz deliller mahkeme huzurunda tartışılmadan, savunma hakkı kullanılmadan ve hüküm kurulmadan yapılan bu yayınlar, yargılama faaliyetinin tarafsız ve sakin biçimde yürütülmesine zarar vermektedir.

Bu nedenle yayınları yapan kişiler hakkında TCK m.288 kapsamında da soruşturma yapılması zorunludur.

SORUŞTURMA MAKAMLARINCA ETKİLİ DELİL TOPLAMA İŞLEMLERİ YAPILMALIDIR

Şikâyete konu eylemler dijital ortamda işlendiğinden, delillerin kaybolma, silinme veya değiştirilme riski bulunmaktadır. Haber içerikleri kaldırılabilir, başlıklar değiştirilebilir, sosyal medya paylaşımları silinebilir veya video içerikleri yeniden düzenlenebilir.

Bu nedenle Savcılığınızca ivedilikle haberlerin URL adresleri, yayın tarih ve saatleri, ekran görüntüleri, video kayıtları, sosyal medya paylaşım linkleri, arşiv kayıtları ve erişim istatistikleri tespit edilmelidir. İlgili yayın kuruluşlarından haberin kim tarafından hazırlandığı, kim tarafından onaylandığı, haberin kaynağının kim olduğu, görüntülerin ve dosya bilgilerinin kimden temin edildiği sorulmalıdır.

Ayrıca müvekkilin dosyasına erişimi bulunan kolluk görevlileri, savcılık/adliye personeli ve diğer kamu görevlileri bakımından UYAP erişim kayıtları, kolluk bilgi sistemi log kayıtları, dosya evrakı görüntüleme/indirme kayıtları, kamera kayıtlarının kopyalanma ve teslim tutanakları, CD/USB/imaj alma kayıtları ve ilgili birimlerin iç yazışmaları celp edilmelidir.

Soruşturmanın etkili yürütülebilmesi için hem medya ayağı hem de kamu görevlisi kaynaklı sızıntı ayağı birlikte araştırılmalıdır. Aksi hâlde yalnızca yayını yapan kişilerle sınırlı bir inceleme, dosya bilgilerinin hukuka aykırı şekilde dışarı çıkarılmasına sebep olan asıl sorumluların tespitini engelleyecektir.

HUKUKA AYKIRI İNTERNET YAYINLARINA KARŞI TEDBİREN ERİŞİMİN ENGELLENMESİ VE İÇERİKLERİN KALDIRILMASI ZORUNLUDUR

Şikâyete konu internet haberleri, video kayıtları ve sosyal medya paylaşımları, siber alanda her saniye daha fazla kitleye ulaşmakta ve müvekkilin kişilik hakları ile lekelenmeme hakkına yönelik ağır saldırı kesintisiz bir şekilde devam etmektedir.

Ceza muhakemesinin nihai amacı adaleti tesis etmek olduğu kadar, masumiyet karinesi altındaki bireylerin toplum nezdinde haksız yere linç edilmesini önlemektir. Dijital ortamda kalan bu hukuka aykırı içerikler, müvekkilin gelecekte beraat etmesi halinde dahi temizlenemeyecek dijital bir leke (dijital ayak izi) bırakacaktır.

Bu doğrultuda, suç teşkil eden sızıntılarla oluşturulan algı operasyonunun ve telafisi imkânsız zararların derhal durdurulması gerekmektedir. Savcılığınızca soruşturma işlemlerinin yürütülmesi esnasında, 5651 sayılı Kanun’un amir hükümleri ve genel koruma tedbirleri uyarınca; şikâyete konu haber linklerine (URL adreslerine) tedbiren erişimin engellenmesine ve içeriklerin kaldırılmasına, bu amaçla ilgili platformlara ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) ivedilikle müzekkere yazılmasına karar verilmesini talep ederiz.

HUKUKİ NEDENLER

Anayasa m.20, m.22, m.36, m.38; 5651 Sayılı Kanun; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 ve m.8; CMK m.157 ve ilgili hükümler; TCK m.125, m.134, m.136, m.137, m.285, m.288, m.257 ve ilgili sair mevzuat.

DELİLLER

Şikâyete konu haber linkleri, ekran görüntüleri, video kayıtları, sosyal medya paylaşımları, haberlerin yayın tarih ve saatleri, arşiv kayıtları, ilgili soruşturma/kovuşturma dosyası, kamera kayıtları, kolluk tutanakları, UYAP erişim kayıtları, kolluk bilgi sistemi log kayıtları, haber içeriklerinin kaynağına ilişkin medya kuruluşu yazışmaları, içerik sağlayıcı ve yer sağlayıcı bilgileri, BTK/USOM/ilgili kurum kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi ve her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

  • Müvekkil hakkında devam eden soruşturma/kovuşturma dosyasına ilişkin gizli bilgi, belge, görüntü, kamera kaydı, tutanak ve sair dosya içeriğini basına/medyaya servis eden kolluk görevlileri ve re’sen tespit edilecek kamu görevlileri hakkında soruşturma başlatılmasına,
  • Haberleri hazırlayan, yayınlayan, başlıklandıran, servis eden, sosyal medya hesaplarından paylaşan gazete, haber sitesi, televizyon, ajans, muhabir, editör, sorumlu yazı işleri müdürü, yayın yönetmeni ve re’sen tespit edilecek kişiler hakkında soruşturma yürütülmesine,
  • Şikâyete konu haberlerin URL adreslerinin, yayın tarih ve saatlerinin, ekran görüntülerinin, video kayıtlarının ve sosyal medya paylaşımlarının ivedilikle tespit edilerek delil altına alınmasına,
  • İlgili medya kuruluşlarına müzekkere yazılarak haberin kim tarafından hazırlandığının, kim tarafından onaylandığının, görüntü ve dosya bilgilerinin kimden temin edildiğinin sorulmasına,
  • Haberlerde kullanılan kamera kayıtları, görüntüler, fotoğraflar, kolluk tutanakları ve dosya bilgilerinin hangi kamu kurumundan ve hangi görevli tarafından dışarı çıkarıldığının tespiti için ilgili kolluk birimlerinden log, erişim, teslim, kopyalama, indirme ve yazışma kayıtlarının celbine,
  • Müvekkilin soruşturma/kovuşturma dosyasına UYAP veya sair sistemler üzerinden erişen kamu görevlilerinin tespitine,
  • Haberlerde kullanılan görüntü ve kayıtların üzerinde kesme, montaj, seçme veya teknik müdahale bulunup bulunmadığının bilirkişi marifetiyle incelenmesine,
  • Şüpheliler hakkında TCK m.285, m.288, m.136, m.137, m.134, m.125, m.257 ve re’sen tespit edilecek sair suçlar kapsamında kamu davası açılmasına,
  • Şikâyete konu haber ve yayınların ivedilikle tedbiren durdurulmasına, internet ortamında erişimin engellenmesine, sosyal medya paylaşımlarının kaldırılmasına ve bu konuda gerekli müzekkerelerin ilgili platformlara (BTK, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, yer sağlayıcılar vb.) yazılmasına,
  • Özel hukuka ilişkin tazminat, tekzip, erişim engeli, içerik kaldırma ve sair talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla, soruşturmanın etkili şekilde yürütülmesine,

karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz.

Tarih: …/…/2026

Müşteki Vekili Av. …

 

3-)Barolara Gönderilecek Hak İhlali Bilgi Notu Ve Rapor Talebi 

[İLGİLİ] BAROSU BAŞKANLIĞINA

İnsan Hakları Merkezine İletilmek Üzere

BİLGİ İÇİN : TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI

KONU: [İlgili] Cumhuriyet Başsavcılığı’nın [Yıl/Soruşturma No] soruşturma numaralı dosyası kapsamında gerçekleştirilen operasyon neticesinde tutuklanan şüphelilerin maruz kaldığı ağır insan hakları ihlallerinin incelenmesi; cezaevinde ziyaret edilmeleri, sürece gözlemci atanması ve kamuoyuna sunulmak üzere “Hak İhlali Raporu” hazırlanması talebimizdir.

AÇIKLAMALAR:

Son dönemde sivil yurttaşları hedef alan soruşturmalarda, kişilere ağır suçlamalar yöneltildiği görülmektedir. Soruşturma süreçleri ‘gizlilik kararları’ arkasına gizlenerek savunma hakkı ve silahların eşitliği ilkesi fiilen ortadan kaldırılırken; eş zamanlı olarak yürütülen basın ve algı operasyonlarıyla kişilerin masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ağır biçimde ihlal edilmektedir.

Hayatın Olağan Akışının ve Temel Sosyal Pratiklerin Kriminalize Edilmesi: Soruşturma dosyalarında şüphelilerin seyahat, dayanışma ve barınma özgürlüğü kapsamındaki hayatın olağan akışına tabi rutin ve günlük eylemleri bütünden soyutlanarak ve bağlamından koparılarak zorlama birer suç isnadına dönüştürülmektedir. Hiçbir cebir ve şiddet içermeyen bu sıradan sosyalleşme ile ekonomik dayanışma pratikleri ağır ceza gerektiren kavramlar içine hapsedilerek kriminalize edilmektedir. Temel yaşam ve dayanışma pratiklerinin suç olmadığı prensipleri, soruşturma makamlarınca göz ardı edilmekte; kişilerin tamamen şeffaf, hukuki ve gündelik pratikleri yapay bir şablonun içine sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Somut bir eylem ya da delil olmaksızın sırf bir arada yaşama veya olağan ilişkiler kurma nedeniyle toplum nezdinde peşinen cezalandırma yoluna gidilmiştir.

AİHS Işığında Kanunilik İlkesinin İhlali: Yasalarca açıkça suç olarak tanımlanmayan günlük eylemlerin sonradan genişletici ve zorlama yorumlarla suç sayılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7. maddesinde düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin açık bir ihlalidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik ve emsal Büyük Daire kararlarında (örneğin Yalçınkaya ve Yasak kararları), hukuki ve sıradan eylemlerin suçlama konusu yapılamayacağı açıkça vurgulanmasına rağmen, evrensel hukuk standartlarıyla taban tabana zıt bir yaklaşımla olağan gündelik eylemler gerekçe gösterilerek tutuklama kararları verilmektedir.

Sağlık Hakkı ve Ölçülülük İlkesinin İhlali: Dosyada yer alan bazı şüphelilerin ciddi kronik rahatsızlıkları veya acil tıbbi müdahale gerektiren (ameliyat vb.) durumları bulunmasına rağmen, bu hayati riskler tutuklama kararlarında hiçbir şekilde gözetilmemiş ve kişilerin sağlığa erişim hakları tehlikeye atılmıştır. Şüphelilerin sabit ikametgah sahibi olmalarına ve dosyada kaçma şüphesini ya da delil karartma tehlikesini gösteren hiçbir somut olgu bulunmamasına rağmen, adli kontrol tedbirleri gerekçesiz şekilde yetersiz bulunarak hukuktaki ölçülülük ilkesi ağır şekilde ihlal edilmiştir.

Soruşturma Aşamasında Savunma Hakkının Kısıtlanması ve Lekelenmeme Hakkı: Şüpheliler hakkında “gizlilik (kısıtlılık) kararı” verilerek suçlamalara karşı dosyaya ve delillere erişim hakkı engellenmiş; varsayıma dayalı, masumiyet karinesini zedeleyen bir süreç yürütülmüştür. Gözaltı ve kolluk ifadeleri sırasında şüphelilere psikolojik baskı yapılmış ve adil yargılanma hakları açıkça ihlal edilmiştir. Ayrıca, şüphelilerin bilgisayar, telefon ve tablet gibi dijital materyallerine CMK 134. maddesindeki yasal güvencelere (yerinde imaj alma ve mühürleme usullerine) riayet edilmeksizin el konulmuş; henüz incelemeler dahi başlamadan kişisel veriler kolluk bültenleri aracılığıyla basına servis edilerek ‘Lekelenmeme Hakkı’ zedelenmiştir.

SONUÇ VE TALEPLER:

Operasyonların kamuoyuna sunuluş biçiminde, henüz haklarında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan kişilerin suçlu gibi gösterilmesi; masumiyet karinesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı ve adil yargılanma hakkı bakımından ciddi endişeler doğurmaktadır. İnsan haklarının korunması ve hukukun üstünlüğünün tesisi, Barolarımızın ve İnsan Hakları Merkezlerinin varlık sebebidir. Yukarıda özetlenen, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin yok sayıldığı, temel hak ve özgürlüklerin telafisi imkansız şekilde gasp edildiği bu sürece ilişkin olarak kurumunuzdan aşağıdaki hususları saygılarımızla talep ederiz:

  1. Cezaevi Ziyareti ve Gözlem: İnsan Hakları Merkeziniz tarafından oluşturulacak bir heyet ile cezaevlerinde tutuklu bulunan yurttaşların (başta sağlık sorunları olanlar olmak üzere) ziyaret edilmesi ve durumlarının yerinde tespit edilmesi;
  2. Hak İhlali Raporu ve Bilgi Notu Hazırlanması: Dosyadaki tutuklama kararları, sorgu tutanakları ve kısıtlanan savunma hakları incelenerek, soruşturma sürecindeki ölçüsüzlüğü ve AİHM kararlarına aykırılığı ortaya koyan kapsamlı bir “Hak İhlalleri Raporu” ile kamuoyunu ve yetkilileri aydınlatacak bir “Bilgi Notu” hazırlanması;
  3. Kamuoyu Açıklaması: Temel sosyal pratiklerin ve dayanışmanın suç olmadığı, somut şiddet ve cebir eylemi bulunmaksızın uygulanan tutuklama tedbirlerinin cezalandırma aracına dönüştüğü yönünde Baro Başkanlığınızca resmi bir kamuoyu açıklaması yapılması;
  4. Sürece Gözlemci Atanması: Hukuksuzlukların kayıt altına alınması ve yargılama sürecinin ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunun denetlenebilmesi adına ilerleyen dava ve itiraz süreçlerine Baro tarafından resmi gözlemci görevlendirilmesi.

Gereğini saygılarımızla arz ve talep ederiz. [Tarih]

[İlgili Savcılık ve Dosya Numarası] Tutuklu Şüpheli Müdafileri / Aileleri (İsim – Soyisim – İmza)