
Bu sayfada, soruşturma sürecinde en sık karşılaşılan koruma tedbirlerine yönelik altı kapsamlı itiraz dilekçesi yer almaktadır. Dilekçeler şu konuları kapsamaktadır:
Tutuklama kararına itiraz: Somut delil yokluğu, ölçülülük ihlali ve savunma hakkının kısıtlanması.
Adli kontrol kararına itiraz: Yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğünün ölçüsüz uygulanması.
Dijital materyallere el koyma ve inceleme kararına itiraz: Telefon, bilgisayar ve diğer dijital cihazlara hukuka aykırı şekilde el konulması, imaj alma ve hash süreçlerinin eksikliği.
Hukuka aykırı arama ve el koyma kararına itiraz: Makul şüphe yokluğu, ölçüsüzlük, kısıtlılık kararı nedeniyle denetimsizlik ve CMK 134’e aykırılık.
İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması (tape) kararına itiraz: CMK 135 şartlarının oluşmaması, ölçüsüz dinleme, bağlamından koparılan konuşmaların delil yapılması.
Savcılığın fiili veya yazılı reddine karşı Sulh Ceza Hâkimliği itirazı: Savcılık makamının işlem yapmaması, talebi değerlendirmemesi veya açık/örtülü ret işlemlerine karşı başvuru yolu.
Bu dilekçeler;
koruma tedbirlerinin hukuki sınırlarını,
somut olayda ortaya çıkan hak ihlallerini,
ölçülülük ve gerekçelendirme sorunlarını,
AİHS ve Anayasa güvencelerini,
CMK hükümlerine dayalı itiraz gerekçelerini
ayrıntılı ve profesyonel bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sayfa, uygulamada sık karşılaşılan koruma tedbirlerine karşı avukat ve hukukçulara pratik yol gösterici örnekler sunmak amacıyla hazırlanmıştır.
(KARARI VEREN YER) … SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE
SORUŞTURMA NO : …/… Soruşturma
D. İŞ NO : …/… D.İş
İTİRAZ EDEN ŞÜPHELİ : … MÜDAFİİ : Av. …
KONU : … Sulh Ceza Hâkimliğinin … tarihli tutuklama kararına itirazlarımız ile müvekkilin tahliyesine; aksi kanaat hâsıl olması hâlinde, mahkemece uygun görülecek adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle serbest bırakılmasına karar verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR
… Sulh Ceza Hâkimliğinin … tarihli tutuklama kararı; kuvvetli suç şüphesini gösteren somut ve bireyselleştirilmiş delillere dayanmaması, müvekkil bakımından kaçma veya delil karartma şüphesinin somut olgularla ortaya konulmaması, adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağının açıklanmaması ve ölçülülük ilkesinin gözetilmemesi nedenleriyle hukuka aykırıdır.
Aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere, müvekkile isnat edilen eylemler esas itibarıyla olağan sosyal ilişki ve günlük yaşam faaliyetlerinden ibarettir. Bu eylemlerden hareketle isnat olunan suçun unsurlarının oluştuğundan söz edilemez. Bu nedenle, itiraza konu tutuklama kararının kaldırılarak müvekkilin derhâl tahliyesine; aksi kanaat hâsıl olması hâlinde ise uygun görülecek adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle serbest bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Müvekkil, … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ikametine yönelik operasyon sonrasında gözaltına alınmış ve … Sulh Ceza Hâkimliğinin … tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
Soruşturma dosyası üzerinde CMK m.153/2 uyarınca kısıtlılık kararı bulunmaktadır. Bu karar, somut olayda savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasını ciddi biçimde engellemekte; tutuklama kararını hukuken denetlenebilir olmaktan çıkarmaktadır.
Müvekkile kolluk ve sorgu hâkimliği aşamalarında yöneltilen sorular ile tutuklama kararının gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, müvekkil hakkında somut, maddi ve bireyselleştirilmiş delil bulunmadığı görülmektedir.
Buna rağmen, dosya kapsamında suç olarak isnat edilen ancak rutin ve olağan nitelikteki fiiller, dosya kısıtlılığının arkasına sığınılarak “suç oluşturan eylem” gibi yorumlanmaktadır.
Savunma makamından fiilen beklenen şudur: “Dosyada delil var; ancak bu delilleri göremezsiniz. Buna rağmen kendinizi savunun.” Böyle bir durumda savunmanın delillerin içeriğini, bağlamını, sıhhatini, hukuka uygunluğunu, dijital orijinalliğini ve delil değerini denetlemesi mümkün değildir.
Bu yaklaşım, savunma hakkını şeklen var, fiilen etkisiz hâle getirmektedir.
Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesidir. Savcılık makamı dosyadaki tüm verilere erişebilirken, özgürlüğü elinden alınan müvekkilin ve müdafiinin tutuklamaya esas alındığı iddia edilen delillere erişememesi kabul edilemez.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, tutukluluğa etkili biçimde itiraz edilebilmesi için özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin ve müdafiinin tutuklamanın temel dayanağını oluşturan esaslı delillere erişebilmesi gerekir. Aksi hâlde tutukluluk incelemesi etkili bir yargısal denetim olmaktan çıkar.
CMK m.153/3 uyarınca, şüphelinin ifadesini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve şüphelinin hazır bulunduğu adli işlemlere ilişkin tutanaklar kısıtlamanın dışında bırakılmıştır. Anayasa m.19/8 ve AİHS m.5/4 uyarınca bu delillerin savunmaya açılması zorunludur.
CMK m.100 anlamında tutuklamayı haklı kılacak kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil mevcut değildir. Dosyada görülebilen hususlar, müvekkilin sosyal ilişki ve günlük yaşam pratiklerinden ibaret olup, varsayımsal ve genişletici yorumlarla suç deliline dönüştürülmektedir.
Bu nedenle, dosya kısıtlılığı arkasından yürütülen ve somut delillere erişim imkânı tanımayan bu süreçte verilen tutuklama kararı, Anayasa m.19 ve m.36 ile AİHS m.5 ve m.6 kapsamında güvence altına alınan hakların ihlali niteliğindedir.
2. Müvekkile İsnat Edilen Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Oluşmamıştır
Müvekkile isnat edilen … suçunun yasal unsurları somut olayda oluşmamıştır.
Bir kişinin TCK m.… kapsamında … suçundan sorumlu tutulabilmesi için suçun tanımına uygun somut, hukuka uygun ve bireyselleştirilmiş delillerin bulunması gerekir.
Somut olayda, dosya kapsamında suç olarak isnat edilen ancak rutin ve olağan nitelikteki fiiller, hukuken suç teşkil etmemektedir. Müvekkil bakımından suçun maddi ve manevi unsurlarının hiçbiri gösterilememiştir.
3. Olağan Günlük Faaliyetler Kriminalize Edilmekte; Meşru İlişkiler Suç Deliline Dönüştürülmektedir
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin profili ile isnat edilen eylemlerin niteliği birlikte değerlendirildiğinde, ceza hukukunun sınırlarının öngörülemez biçimde genişletildiği görülmektedir.
Dosya kapsamında suç olarak isnat edilen ancak rutin ve olağan nitelikteki fiillerin suç olarak nitelendirilmesi, rasyonel, hukuki ve öngörülebilir değildir.
Suç olmayan fiillerin suç teşkil ettiğine dair bir yorum, kanunilik ilkesini ihlal eder ve ceza hukukunun sınırlarını öngörülemez biçimde genişletir.
Ceza hukuku varsayımlarla değil, somut fiillerle işler. Müvekkilin hangi somut suç eylemini gerçekleştirdiği, hangi talimatla hareket ettiği ve hangi suç kastıyla hareket ettiği ortaya konulmadan tutuklanması hukuka aykırıdır.
4. Tutuklama Tedbiri Ölçüsüzdür
Tutuklama, ceza muhakemesinde istisnai bir koruma tedbiridir. CMK m.100 uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin yanı sıra, kaçma veya delilleri karartma şüphesinin somut olgularla ortaya konulması gerekir.
Somut olayda bu şartlar oluşmamıştır.
Müvekkil, … (bu kısma kaçma şüphesini bertaraf edecek hususlar yazılmalı; örneğin öğrencidir, ailesinin bakımını üstlenmiştir, sigortalı ve sabit bir işi vardır vb.). Kaçma şüphesini gösteren somut hiçbir olgu bulunmamaktadır.
Delil karartma ihtimali de mevcut değildir. Operasyon kapsamında müvekkilin kaldığı evde arama yapılmış; telefon, bilgisayar ve diğer dijital materyallere kolluk tarafından el konulmuştur. Delillerin tamamı adli makamların denetimi altındayken, müvekkilin hangi delili, nasıl karartabileceği tutuklama kararında somut olarak açıklanmamıştır.
Ceza muhakemesinde aslolan tutuksuz yargılamadır. Müvekkilin adli makamların çağrılarına uymasını sağlamak için yurt dışına çıkış yasağı, belirli günlerde imza yükümlülüğü veya mahkemenin uygun göreceği diğer adli kontrol tedbirleri fazlasıyla yeterlidir.
Adli kontrol tedbirleriyle ulaşılabilecek bir amaç için tutuklama gibi en ağır koruma tedbirinin uygulanması, Anayasa m.13’te yer alan ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
5. Tutuklama Kararı Müvekkil Özelinde Bireyselleştirilmemiştir
Tutuklama kararlarında yalnızca suçun katalog suçlardan olması veya suçlamanın ağırlığı yeterli değildir. Her şüpheli bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılmalı; kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, kaçma şüphesi, delil karartma ihtimali ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı açıkça gösterilmelidir.
Somut olayda müvekkil bakımından bu değerlendirme yapılmamıştır.
Müvekkilin hangi eylemiyle hangi suç unsurunu gerçekleştirdiği, hangi somut delilin kuvvetli suç şüphesine esas alındığı, hangi sebeple kaçacağı veya hangi delili karartacağı karar gerekçesinde gösterilmemiştir.
Tutuklama kararının bu hâliyle, bireyselleştirilmiş gerekçe içermeyen, soyut ve kalıp ifadelerle kurulmuş bir karar olduğu açıktır. Bu durum, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali niteliğindedir.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve Sayın Hâkimlikçe re’sen gözetilecek sair hususlar çerçevesinde;
CMK m.268/2 uyarınca itirazımızın öncelikle kararına itiraz edilen Hâkimliğinizce değerlendirilerek, … Sulh Ceza Hâkimliğinin … tarihli tutuklama kararının düzeltilmesine, tutuklama kararının kaldırılmasına ve müvekkilin derhâl tahliyesine;
Aksi kanaat hâsıl olması hâlinde, tutuklama yerine CMK m.109 kapsamında Hâkimliğinizce uygun görülecek adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle müvekkilin serbest bırakılmasına;
Hâkimliğinizce itirazın yerinde görülmemesi ve kararın düzeltilmemesi hâlinde, dosyanın itiraz mercii olan görevli mahkemeye gönderilmesine;
İtiraz mercii tarafından yapılacak inceleme neticesinde, müvekkil hakkında verilen tutuklama kararının kaldırılmasına ve müvekkilin derhâl tahliyesine; aksi kanaat hâsıl olması hâlinde ise CMK m.109 kapsamında mahkemece uygun görülecek adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle müvekkilin serbest bırakılmasına,
karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
Tarih : …/…/2026
İtiraz Eden Şüpheli Müdafii Av. …
[…] NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE Gönderilmek Üzere […] SULH CEZA HAKİMLİĞİNE
SORGU NO :[Yıl/Dosya No]
SORUŞTURMA NO :[Yıl/Dosya No]
ŞÜPHELİ :[Ad Soyad, T.C. Kimlik No]
MÜDAFİİ :[Avukat Adı Soyadı, Adres/UETS]
KONU :[…] Sulh Ceza Hakimliğinin [Tarih] tarihli ve [Sorgu No] sayılı kararı ile müvekkil hakkında verilen adli kontrol kararlarına (CMK 109/3-a yurt dışı çıkış yasağı ve/veya CMK 109/3-b imza atma yükümlülüğü) itirazlarımızın sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR:
NETİCE VE TALEP:
Yukarıda arz ve izah ettiğimiz ve resen göz önünde bulundurulacak nedenlerle;
[Tarih]
EK-1: [Öğrenci Belgesi / SGK Hizmet Dökümü vb.]
EK-2: [Seyahate / Konuya İlişkin Deliller, Fotoğraflar vb.]
Şüpheli Müdafii Av. [Ad Soyad]
[İmza]
(Kararı Veren Yer) … SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE
SORUŞTURMA NO : … / … Soruşturma
D. İŞ NO : … / … D.İş
İTİRAZ EDEN ŞÜPHELİ: …
MÜDAFİİ : Av. …
KONU : Müvekkile ait dijital materyallere hukuka aykırı ve ölçüsüz şekilde el konulmasına ilişkin karara/işleme itirazlarımız ile el konulan cep telefonu, bilgisayar, tablet, hard disk, harici bellek, SIM/SD kart ve sair dijital materyallerin iadesi; hukuka aykırı şekilde elde edilen, kopyalanan veya yedeklenen verilerin kullanılmaması ve imhası ile itirazımız hakkında bir karar verilinceye kadar dijital materyaller üzerindeki her türlü inceleme, kopyalama ve veri işleme faaliyetinin tedbiren durdurulması talebimizdir.
AÇIKLAMALAR
Müvekkil hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/… soruşturma sayılı dosyası kapsamında yürütülen soruşturma sırasında, …/…/… tarihinde yapılan arama işlemi neticesinde müvekkile ait dijital materyallere el konulmuştur. Bu işlem usule, yasaya, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. El koyma kararı ölçüsüzdür ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin güvenceler işletilmemiştir.
Bu nedenle dijital materyallere el koyma kararının kaldırılması, el konulan materyallerin derhâl iadesi, hukuka aykırı şekilde alınan veya yedeklenen verilerin kullanılmaması ve imhası gerekmektedir. Şöyle ki:
Bilgisayar, cep telefonu, tablet, hard disk, harici bellek, USB bellek, SIM/SD kart ve benzeri dijital materyaller klasik anlamda bir “eşya” değildir. Bu materyaller; kişinin özel hayatına, aile hayatına, haberleşmesine, mesleki ve eğitim hayatına, mali bilgilerine, sağlık verilerine, konum bilgilerine ve üçüncü kişilerle yaptığı yazışmalara erişim imkânı verir.
Bu nedenle dijital materyallere el koyma, sıradan bir eşya muhafaza tedbiri olarak değerlendirilemez. Müdahale, özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması ve mülkiyet hakkına ağır bir müdahaledir.
CMK m.134, bilgisayar ve dijital materyallerde arama, kopyalama ve el koyma işlemlerini özel koruma tedbiri olarak düzenlemiştir. Bu düzenlemenin amacı, kolluğa sınırsız inceleme yetkisi verilmesini engellemektir.
Somut olayda ise bu hassasiyet gözetilmemiş, hangi dijital materyalin hangi delile ulaşmak amacıyla alındığı, hangi veri kategorilerinin inceleneceği ve kişisel verilerin nasıl korunacağı belirtilmemiştir. Böylece müvekkilin tüm dijital hayatı denetimsiz biçimde erişime açılmıştır.
2. Dijital Materyallere El Koyma Kararı Somut Gerekçe İçermemektedir
Dijital materyallere el koyma gibi temel haklara ağır müdahale teşkil eden kararlar soyut ifadelerle verilemez. Kararda;
Somut olayda bu hususların hiçbiri ortaya konulmamıştır. Müvekkilin dijital materyallerine isnat edilen suçla doğrudan bağlantı kurulmadan, genel ve sınırsız şekilde el konulmuştur.
şür.
3. El Koyma Tedbiri Ölçülülük ve Son Çare Olma İlkelerine Aykırıdır
Anayasa m.13 uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik tüm müdahaleler ölçülü olmak zorundadır. Ölçülülük ilkesi; müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olmasını gerektirir.
Somut olayda müvekkilin tüm dijital materyallerine fiziken el konulması zorunlu değildir. Soruşturma makamlarınca gerekli görülmesi hâlinde, belirli veri kategorileri yönünden, belirli tarih aralıklarıyla sınırlı ve denetlenebilir bir inceleme yapılması mümkündür.
Cihazların tamamına el konulması yerine yerinde imaj alınması, belirli klasörlerin veya verilerin kopyalanması, bilirkişi incelemesinin daraltılmış sorularla sınırlandırılması gibi daha hafif yöntemler değerlendirilmeden doğrudan en ağır tedbire başvurulmuştur.
Müvekkilin cep telefonu ve bilgisayarı yalnızca iletişim aracı değil; eğitim, çalışma, bankacılık işlemleri, resmi başvurular, ailevi yazışmalar, kişisel arşiv, sağlık bilgileri ve gündelik yaşam bakımından zorunlu araçlardır.
Bu cihazların uzun süre muhafaza altında tutulması, müvekkilin yalnızca mülkiyet hakkını değil, günlük yaşamını, haberleşmesini, eğitim/çalışma düzenini ve kişisel veri güvenliğini de doğrudan etkilemektedir.
Dijital materyallerin tamamının soruşturma dosyası bakımından delil niteliğinde olduğu varsayılamaz. Bu cihazların içerisinde müvekkile ve üçüncü kişilere ait soruşturmayla ilgisiz binlerce veri bulunmaktadır.
Soruşturmayla ilgisiz verilerin toplanması, kopyalanması, saklanması veya incelenmesi açıkça ölçüsüzdür. Bu nedenle dijital materyallerin fiziken muhafazasına devam edilmesi hukuka aykırıdır.
4. CMK m.134’te Öngörülen İmaj Alma, Hash Değeri Tespiti, Kopya Verme ve Zincirleme Muhafaza Güvencelerine Uyulmamıştır
Dijital deliller bakımından en temel güvence, delilin elde edildiği andan itibaren değiştirilemezliğinin ve bütünlüğünün korunmasıdır. Bunun için imaj alma, hash değerlerinin tespiti, zincirleme muhafaza kayıtlarının tutulması, işlem tutanaklarının ayrıntılı düzenlenmesi ve ilgilisine kopya verilmesi gerekir.
Somut olayda ise el konulan dijital materyaller bakımından usulüne uygun imaj alınıp alınmadığı, imaj alma işleminin hangi cihazdan, hangi yöntemle ve kim tarafından yapıldığı, MD5, SHA-1, SHA-256 veya benzeri hash değerlerinin tespit edilip edilmediği, tespit edilen hash değerlerinin tutanağa geçirilip geçirilmediği, cihazların mühürlenme, paketlenme ve muhafaza sürecinin nasıl yürütüldüğü, zincirleme muhafaza kayıtlarının tutulup tutulmadığı, alınan imaj veya kopyanın müvekkile ya da müdafiine verilip verilmediği, incelemenin hangi veri ve tarih aralığıyla sınırlı yapılacağı belirsizdir.
Bu belirsizlikler yalnızca teknik eksiklik değildir. Dijital delillerin güvenilirliği, doğruluğu ve hukuka uygunluğu bu güvencelere bağlıdır.
Hash değeri alınmayan, imaj alma süreci denetlenemeyen, zincirleme muhafazası belirsiz olan bir dijital materyal üzerinde sonradan veri eklenmediği, veri silinmediği, verilerin değiştirilmediği veya bağlamından koparılmadığı savunma tarafından denetlenemez.
Dijital delil kolayca değiştirilebilir ve manipüle edilebilir niteliktedir. Bu nedenle dijital materyaller bakımından usul güvencelerine uyulmaması, elde edilen verinin delil değerini doğrudan tartışmalı hâle getirir.
Bu nedenlerle CMK m.134’e uygun olmayan şekilde el konulan, kopyalanan veya yedeklenen dijital verilerin hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
5. El Konulan Cihazların İadesi Gerekir; Fiziki Muhafazanın Devamı Hukuka Aykırıdır
El koyma tedbiri geçici niteliktedir. El konulan eşyanın delil olarak muhafazasına gerek kalmadığı anda iadesi gerekir.
Dijital materyaller bakımından soruşturma makamlarının amacı, cihazın kendisini süresiz şekilde muhafaza etmek değil, varsa soruşturma ile ilgili dijital verileri hukuka uygun şekilde tespit etmektir.
Bu tespit de ancak usulüne uygun imaj alma ve teknik inceleme ile mümkündür.
Eğer dijital materyallerden imaj alınmış ise cihazların fiziken muhafazasına devam edilmesinin hiçbir hukuki gereği yoktur. Eğer henüz imaj alınmamış ise bu işlemin derhâl, müdafiin hazır bulunmasına imkân tanınarak, hash değerleri tespit edilerek, ayrıntılı tutanak düzenlenerek ve bir kopyası tarafımıza verilerek yapılması gerekir.
Bu işlem sonrasında cihazların müvekkile iadesi zorunludur.
Müvekkilin cep telefonu, bilgisayarı ve diğer dijital materyalleri günlük yaşamı bakımından zorunlu araçlardır. Bu cihazların uzun süre el altında tutulması, koruma tedbirinin amacını aşmakta ve fiilen cezalandırıcı bir sonuca dönüşmektedir.
Bu nedenle el konulan tüm dijital materyallerin derhâl iadesine karar verilmelidir.
6. Soruşturmayla İlgisiz Kişisel Verilerin İncelenmesi, Kopyalanması ve Saklanması Hukuka Aykırıdır
Dijital materyaller içerisinde yalnızca müvekkile ait veriler değil; ailesine, arkadaşlarına, meslektaşlarına, müvekkilleriyle veya iş ilişkileriyle bağlantılı kişilere ve üçüncü kişilere ait çok sayıda kişisel veri bulunmaktadır. Bu veriler arasında özel yazışmalar, fotoğraflar, videolar, sağlık bilgileri, finansal kayıtlar, konum bilgileri, banka uygulamaları, e-posta içerikleri, sosyal medya hesapları, bulut depolama erişimleri ve haberleşme kayıtları yer almaktadır.
Soruşturma ile ilgisi bulunmayan kişisel verilerin kopyalanması, saklanması veya incelenmesi; Anayasa m.20’de güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkına açıkça aykırıdır.
Bu nedenle dijital inceleme yapılacaksa dahi:
Somut olayda bu güvencelerin hiçbiri sağlanmamıştır. Bu hâliyle dijital materyallere el koyma işlemi, müvekkilin tüm dijital geçmişinin sınırsız biçimde araştırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu kabul edilemez.
7. AYM’nin CMK m.134’e İlişkin İptal Kararı da Dijital Materyallere Müdahalede Özel Güvencelerin Zorunluluğunu Ortaya Koymaktadır
Anayasa Mahkemesi’nin 12.02.2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla CMK m.134’e ilişkin iptal kararı verilmiştir. Her ne kadar iptal kararının yürürlüğü 25.02.2027 tarihine ertelenmiş ise de, kararın gerekçesi dijital materyallere yönelik arama, kopyalama ve el koyma işlemlerinin özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı bakımından ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Anayasa Mahkemesi, dijital materyallerde yer alan verilerin saklanması, muhafaza süresi, imha usulü, ilgililerin hakları ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin yeterli güvencelerin bulunmamasını anayasal açıdan sorunlu görmüştür.
Bu karar, somut olay bakımından da önemlidir. Zira müvekkilin dijital materyallerinden alınan veya alınacak verilerin hangi kapsamda inceleneceği, ne kadar süreyle saklanacağı, soruşturmayla ilgisiz verilerin nasıl ayrıştırılacağı ve ne zaman imha edileceği belirsizdir. Bu belirsizlik, dijital materyallere el koyma işleminin ölçüsüzlüğünü ve hukuka aykırılığını daha da belirgin hâle getirmektedir.
8. Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Dijital Veriler Delil Olarak Kullanılamaz
Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m.206/2-a ve m.217/2 hükümleri de hukuka aykırı delillerin yargılamada esas alınamayacağını açıkça düzenlemektedir.
Dijital materyallere el koyma işlemi somut gerekçeye dayanmıyorsa, ölçülülük ilkesi gözetilmemişse, CMK m.134’teki usul güvencelerine uyulmamışsa, imaj ve hash işlemleri denetlenebilir şekilde yapılmamışsa, ilgilisine kopya verilmemişse, soruşturmayla ilgisiz kişisel veriler korunmamışsa, zincirleme muhafaza güvence altına alınmamışsa bu işlem neticesinde elde edilen dijital verilerin hukuka uygun delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Bu nedenle yalnızca cihazların iadesi değil, aynı zamanda hukuka aykırı şekilde elde edilen, yedeklenen veya kopyalanan dijital verilerin soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmamasına ve imhasına karar verilmesi gerekmektedir.
HUKUKİ NEDENLER
Anayasa m.13, m.20, m.22, m.35, m.36, m.38/6; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 ve m.8; CMK m.116, m.123, m.127, m.134, m.206/2-a, m.217/2, m.268 ve ilgili sair mevzuat.
DELİLLER
Arama ve el koyma kararı, arama ve el koyma tutanağı, dijital materyallere ilişkin teslim/muhafaza tutanakları, imaj alma tutanakları, hash değerlerini gösterir teknik tutanaklar, kolluk görevlilerinin görev listesi ve işlem tutanakları, bilirkişi inceleme tutanakları, varsa dijital inceleme raporları, müdafi beyanları, her türlü yasal delil.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle:
Tarih: … / … / 2026
İtiraz Eden Şüpheli Müdafii Av. …
(Kararı Veren Yer) … SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE
SORUŞTURMA NO : … / … Soruşturma
D. İŞ NO : … / … D.İş
İTİRAZ EDEN ŞÜPHELİ : …
MÜDAFİİ : Av. …
KONU : … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … soruşturma sayılı dosyası kapsamında müvekkil hakkında verilen hukuka aykırı arama ve el koyma kararının kaldırılması; el konulan eşya ve dijital materyallerin derhâl iadesi ile hukuka aykırı verilerin imhası talebidir.
AÇIKLAMALAR
… Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … soruşturma sayılı dosyası kapsamında müvekkil hakkında verilen arama ve el koyma kararı uyarınca icra edilen işlemler; usule, yasaya, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan temel haklara açıkça aykırıdır.
Arama ve el koyma kararı; somut olgularla desteklenen makul şüpheye dayanmaması, kararın gerekçesinin ve kapsamının denetlenebilir şekilde ortaya konulmaması, savunmanın dosya içeriğine ve işlemin dayanaklarına erişiminin engellenmesi, ölçülülük ilkesinin gözetilmemesi ve özellikle dijital materyaller bakımından CMK m.134’te öngörülen özel usule uyulmaması nedenleriyle hukuka aykırıdır.
Dosyada kısıtlılık kararı bulunması, soruşturma makamlarına sınırsız, denetimsiz ve keyfî şekilde koruma tedbiri uygulama yetkisi vermez. Kısıtlılık kararı, savunma hakkını işlevsiz hâle getirecek ve arama-el koyma işlemlerinin hukuki denetimini ortadan kaldıracak şekilde kullanılamaz.
Aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere, itiraza konu arama ve el koyma kararının kaldırılması, el konulan eşya ve dijital materyallerin iadesi ve hukuka aykırı şekilde elde edilen veya yedeklenen verilerin imhası gerekmektedir. Şöyle ki:
Soruşturma dosyasında CMK m.153 uyarınca kısıtlılık kararı bulunması, savunma makamının tamamen devre dışı bırakılmasını ve koruma tedbirlerinin denetimsiz biçimde uygulanmasını haklı kılmaz.
CMK m.153/3 uyarınca; şüphelinin ifadesini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere ilişkin tutanaklar kısıtlamanın dışında tutulmuştur. Arama ve el koyma işlemleri de tutanakla tespit edilmesi gereken, sonuçları itibarıyla kişinin konut dokunulmazlığı, özel hayatı ve mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen işlemlerdir.
Bu nedenle arama ve el koyma kararının, kararın gerekçesinin ve arama-el koyma tutanağının bir suretinin müvekkile veya müdafiine verilmesi gerekir. Aksi hâlde, uygulanan tedbirin kapsamı, gerekçesi, dayanağı ve hukuka uygunluğu savunma tarafından denetlenemez.
Somut olayda müvekkil, hangi somut şüpheye dayanılarak evinin arandığını, hangi delillerin aranmak istendiğini, el konulan eşyalar ile isnat edilen suç arasında nasıl bir bağlantı kurulduğunu bilmemektedir. Kolluk tarafından toplandığı ve müvekkil aleyhine olduğu ileri sürülen delillere karşı savunma geliştirme imkânı da fiilen ortadan kaldırılmıştır.
AİHS m.6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri, savunmanın iddia makamı karşısında esaslı bir dezavantaj içinde bırakılmamasını gerektirir.
Oysa mevcut durumda iddia makamı ve kolluk, dosya içeriğine ve tedbirin dayanaklarına erişebilirken; müvekkil ve müdafii, arama-el koyma kararının somut gerekçelerini, delil bağlantısını ve tedbirin kapsamını denetleyememektedir. Bu durum, savunma hakkını şekli bir unsur hâline getirmekte ve koruma tedbirini fiilen denetimsiz kılmaktadır.
Dosya kısıtlılığı, hukuka aykırı veya ölçüsüz tedbirleri meşrulaştıran bir perde olarak kullanılamaz.
2. Arama Kararında CMK m.116 Anlamında Makul Şüphe ve Gerekçeli Karar Şartı Bulunmamaktadır
CMK m.116 uyarınca bir şüphelinin yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla konutta, iş yerinde veya kişiye ait diğer yerlerde arama yapılabilmesi için makul şüphe bulunması gerekir.
Makul şüphe, soyut kanaat, genel varsayım veya kolluk değerlendirmesinden ibaret değildir. Arama kararının somut olgulara dayanması, hangi suç bakımından hangi delilin nerede aranacağının gösterilmesi ve tedbirin kapsamının açıkça belirlenmesi gerekir.
Anayasa m.141 ve CMK m.34 uyarınca yargısal kararların gerekçeli olması zorunludur. Arama ve el koyma gibi temel haklara ağır müdahale teşkil eden kararlar bakımından bu gerekçelendirme yükümlülüğü daha da önemlidir.
Somut olayda arama ve el koyma kararının, somut olgulara dayanan makul şüpheyi ortaya koymadığı; kararın matbu, soyut ve genel ifadelerle kurulduğu anlaşılmaktadır. Aramanın ne amaçla yapılacağı, hangi delilin aranacağı, el konulabilecek eşyanın sınırlarının ne olduğu ve müvekkile isnat edilen suçlama ile aranan veya ele geçirilen materyaller arasında nasıl bir bağlantı bulunduğu denetlenebilir şekilde ortaya konulmamıştır.
Oysa arama kararında yalnızca suç isnadının adı yazılmakla yetinilemez. Aramanın konusu, amacı, kapsamı ve sınırları açıkça belirlenmelidir. Aksi hâlde kolluğa ucu açık, sınırsız ve keyfî uygulamaya elverişli bir yetki verilmiş olur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da arama kararlarının, işlemi icra eden görevlilerin belirlenen sınırların dışına çıkıp çıkmadığını denetlemeye elverişli asgari bilgileri içermesi gerektiği kabul edilmektedir.
Somut olayda ise müvekkile isnat edilen suçlama ile el konulan eşya ve dijital materyaller arasındaki ilişki kurulmamış; arama işlemi, belirli bir delile ulaşmayı hedefleyen sınırlı bir tedbir olmaktan çıkarak genel ve geniş bir delil toplama faaliyetine dönüştürülmüştür.
Ceza muhakemesinde arama, “belki bir delil bulunur” anlayışıyla uygulanabilecek genel bir araştırma yöntemi değildir. Arama kararı, somut delil başlangıcına ve makul şüpheye dayanmalıdır. Aksi hâlde arama işlemi, hukuki koruma tedbiri olmaktan çıkar ve özel hayat ile konut dokunulmazlığına ölçüsüz müdahale niteliği kazanır.
3. Arama ve El Koyma Tedbiri Ölçülülük ve Son Çare Olma İlkelerine Aykırıdır
Anayasa m.13 uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik tüm sınırlamalar ölçülü olmak zorundadır. Arama ve el koyma tedbirleri; konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması ve mülkiyet hakkı üzerinde doğrudan ve ağır sonuçlar doğuran müdahalelerdir.
Bu nedenle arama ve el koyma tedbirlerine başvurulmadan önce, soruşturmanın amacı bakımından daha hafif araçlarla sonuca ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirilmelidir.
Somut olayda müvekkilin sabit ikametgâhı, eğitim hayatı ve ulaşılabilir kimliği bulunmaktadır. Soruşturma makamlarınca gerekli görülmesi hâlinde müvekkil ifadeye çağrılabilir, belirli evrak veya materyallerin ibrazı istenebilir veya daha sınırlı tedbirlerle soruşturmanın amacı gerçekleştirilebilirdi.
Buna rağmen doğrudan konutta arama ve kapsamlı el koyma tedbirine başvurulması ölçüsüzdür.
Arama ve el koyma işlemi yalnızca soruşturmanın amacına ulaşmak için zorunlu olduğu ölçüde uygulanabilir. Gerekçe ve kapsam belirlenmeden, barınma alanlarına ve kişisel eşyalarına yönelik geniş arama-el koyma işlemleri yapılması, amaç ile araç arasındaki dengeyi ortadan kaldırmaktadır.
Bu süreç sonucunda müvekkilin konut dokunulmazlığı, özel hayatının gizliliği, kişisel verilerinin korunması ve lekelenmeme hakkı ihlal edilmiştir.
4. Dijital Materyallere El Koyma İşleminde CMK m.134’te Öngörülen Özel Usule Uyulmamıştır
Bilgisayar, cep telefonu, hard disk, harici bellek ve benzeri dijital materyaller bakımından arama, kopyalama ve el koyma işlemleri genel el koyma hükümlerine tabi değildir. Bu işlemler CMK m.134’te özel ve sıkı usul şartlarına bağlanmıştır.
Dijital materyaller, kişinin özel hayatı, haberleşmesi, aile ilişkileri, mesleki ve eğitim hayatı, kişisel verileri ve üçüncü kişilere ait bilgiler bakımından son derece hassas niteliktedir. Bu nedenle dijital cihazlara el koyma, ancak kanunda öngörülen özel koşullar altında ve usul güvencelerine uygun şekilde yapılabilir.
CMK m.134 kapsamında dijital cihazlar üzerinde arama yapılabilmesi için hâkim kararı gerekir. Ayrıca cihazların doğrudan muhafaza altına alınması yerine, kural olarak dijital kopya/imaj alınması, bu işlemin teknik bütünlüğünün sağlanması ve ilgilisine kopya verilmesi gerekir.
Somut olayda, el konulan dijital materyaller bakımından usulüne uygun imaj alma işlemi yapılmamış; imaj alma işlemi yapılmışsa dahi bunun hangi cihazdan, hangi yöntemle, hangi hash değerleriyle ve hangi teknik bütünlük güvenceleriyle gerçekleştirildiği tutanağa açıkça yansıtılmamıştır. Cihazların dijital bütünlüğünü ve sonradan müdahaleye kapalı olduğunu gösterecek MD5/SHA gibi hash değerlerinin tespit edilerek tutanağa geçirilip geçirilmediği de savunma tarafından denetlenememektedir.
Bu durum, cihazlara sonradan veri yüklenmesi, mevcut verilerin değiştirilmesi, silinmesi veya bağlamından koparılarak yorumlanması riskini doğurur.
Dijital deliller bakımından zincirleme muhafaza, imaj alma, hash değeri tespiti ve kopya verilmesi gibi usul güvenceleri yalnızca teknik ayrıntı değildir. Bunlar, delilin güvenilirliğini ve hukuka uygunluğunu sağlayan temel güvencelerdir.
CMK m.134’e aykırı şekilde elde edilen dijital verilerin hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle el konulan dijital materyallerin iadesi, hukuka aykırı şekilde alınmış veya yedeklenmiş verilerin kullanılmaması ve imhası gerekmektedir.
5. Arama İşlemi Sırasındaki Fiilî Usulsüzlükler, Elde Edilen Bulguları Hukuka Aykırı Delil Hâline Getirmektedir
Arama işlemi yalnızca hâkim kararı alınmasıyla hukuka uygun hâle gelmez. Kararın icrası sırasında CMK’da öngörülen usul güvencelerine de uyulması zorunludur.
Somut olayda arama işlemi sırasında ceza muhakemesinin emredici usul kurallarına aykırı hareket edilmiştir.
CMK m.119/4 uyarınca, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konutta arama yapılması hâlinde, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması gerekir. Somut olayda bu zorunluluğa uyulmamıştır.
Müdafiin arama işlemine katılmasına imkân tanınmaması da savunma hakkı bakımından ayrıca hukuka aykırıdır. CMK m.120/3 uyarınca kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Buna rağmen müdafiin aramaya katılma ve işlemi denetleme imkânı fiilen ortadan kaldırılmıştır.
Ayrıca aramanın icra edildiği saat ve koşullar bakımından CMK m.118’de düzenlenen gece vakti konutta arama yasağına aykırılık bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir. Gece vakti konutta arama yapılabilmesi istisnai hâllere bağlıdır; bu istisnaların somut olayda bulunduğu karar ve tutanaklarda açıkça gösterilmelidir.
Bu usulsüzlükler, arama işleminin hukuka uygunluğunu ortadan kaldırmaktadır. Hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen bulguların ceza muhakemesinde delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m.206/2-a ve m.217/2 hükümleri de hukuka aykırı delillerin yargılamada esas alınamayacağını açıkça düzenlemektedir.
Bu nedenle usule aykırı şekilde yapılan arama ve el koyma işlemleri neticesinde elde edilen tüm bulguların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
6. Arama İşlemi Sırasındaki Fiilî Usulsüzlükler, Elde Edilen Bulguları Hukuka Aykırı Delil Hâline Getirmektedir
Arama işlemi yalnızca hâkim kararı alınmasıyla hukuka uygun hâle gelmez. Kararın icrası sırasında CMK’da öngörülen usul güvencelerine de uyulması zorunludur.
Somut olayda arama işlemi sırasında ceza muhakemesinin emredici usul kurallarına aykırı hareket edilmiştir.
CMK m.119/4 uyarınca, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konutta arama yapılması hâlinde, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması gerekir. Somut olayda bu zorunluluğa uyulmamıştır.
Müdafiin arama işlemine katılmasına imkân tanınmaması da savunma hakkı bakımından ayrıca hukuka aykırıdır. CMK m.120/3 uyarınca kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Buna rağmen müdafiin aramaya katılma ve işlemi denetleme imkânı fiilen ortadan kaldırılmıştır.
Ayrıca aramanın icra edildiği saat ve koşullar bakımından CMK m.118’de düzenlenen gece vakti konutta arama yasağına aykırılık bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir. Gece vakti konutta arama yapılabilmesi istisnai hâllere bağlıdır; bu istisnaların somut olayda bulunduğu karar ve tutanaklarda açıkça gösterilmelidir.
Bu usulsüzlükler, arama işleminin hukuka uygunluğunu ortadan kaldırmaktadır. Hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen bulguların ceza muhakemesinde delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m.206/2-a ve m.217/2 hükümleri de hukuka aykırı delillerin yargılamada esas alınamayacağını açıkça düzenlemektedir.
Bu nedenle usule aykırı şekilde yapılan arama ve el koyma işlemleri neticesinde elde edilen tüm bulguların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
7. El Konulan Eşya ve Dijital Materyallerin Muhafazasına Devam Edilmesi Hukuka Aykırıdır
El koyma tedbiri ancak soruşturma bakımından zorunlu olduğu ölçüde ve geçici olarak uygulanabilir. El konulan eşyanın delil niteliği bulunmadığı veya delil olarak muhafazasına gerek kalmadığı hâllerde iadesi zorunludur.
Somut olayda müvekkilin kişisel eşyalarına, bilgisayarına, cep telefonuna ve sair dijital materyallerine el konulmuştur. Müvekkil için bu cihazlar eğitim/iş hayatı, günlük iletişimi, kişisel verileri ve özel hayatı bakımından zorunlu araçlardır.
Dijital materyallerin tamamına uzun süre el konulması; yalnızca mülkiyet hakkına değil, aynı zamanda eğitim hakkına, haberleşme özgürlüğüne, özel hayatın gizliliğine ve kişisel verilerin korunması hakkına da müdahale teşkil etmektedir.
Soruşturma makamlarının gerekli görmesi hâlinde, hukuka uygun şekilde alınmış dijital imaj üzerinden inceleme yapılması mümkün iken cihazların fiziken muhafazasına devam edilmesi ölçüsüzdür. Ancak bu imaj alma işleminin de CMK m.134’e uygun şekilde, hash değerleri tespit edilerek, zincirleme muhafaza güvence altına alınarak ve ilgilisine kopya verilerek yapılması gerekir.
Bu şartlar sağlanmadan yapılan el koyma ve veri kopyalama işlemlerinin hukuka uygun delil üretmesi mümkün değildir.
Bu nedenle el konulan eşya ve dijital materyallerin müvekkile derhâl iadesi, hukuka aykırı şekilde elde edilen veya yedeklenen verilerin imhası ve bu verilerin soruşturma veya kovuşturma aşamasında kullanılmamasına karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve Sayın Hâkimlikçe re’sen gözetilecek sair hukuka aykırılıklar çerçevesinde:
karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
Tarih: … / … / 2026
İtiraz Eden Şüpheli Müdafii Av. …
… SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE
SORUŞTURMA NO : …/… Soruşturma
D. İŞ NO : …/… D. İş
İTİRAZ EDEN / ŞÜPHELİ : …
MÜDAFİİ : Av. …
KONU : İletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve tape çözüm tutanaklarına ilişkin hukuka aykırılık itirazlarımız ile hukuka aykırı dinleme kayıtlarının ve bu kayıtlara dayalı çözüm/değerlendirme tutanaklarının delil olarak kullanılmaması, müvekkil hakkında tutuklama/adli kontrol veya sair koruma tedbirlerine gerekçe yapılmaması ve hukuka aykırı şekilde elde edilen kayıtların imhası talebimizdir.
AÇIKLAMALAR
Müvekkil hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, CMK m.135’e dayalı olarak iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine başvurulduğu, bu kapsamda bazı tape çözüm tutanaklarının ve kolluk değerlendirme raporlarının dosyaya kazandırıldığı anlaşılmaktadır.
Ancak dosyada CMK m.135 kapsamında verilmiş bir kararın bulunması, tek başına söz konusu dinleme işlemini hukuka uygun hâle getirmez. İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması, kişinin özel hayatına, haberleşme özgürlüğüne ve kişisel verilerine en ağır müdahalelerden biridir. Bu nedenle kanunda öngörülen koşulların şeklen değil, somut ve denetlenebilir biçimde gerçekleşmesi gerekir.
Somut olayda ise dinleme kararının; müvekkil yönünden somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ortaya konulmadan, başka suretle delil elde etme imkânının neden bulunmadığı açıklanmadan, tedbirin kapsamı ve sınırları yeterince belirlenmeden verildiği anlaşılmaktadır. Bu hâliyle karar, CMK m.135’in aradığı istisnai şartları taşımamakta; genel, soyut ve varsayımsal bir soruşturma pratiğinin sonucu olarak görünmektedir.
Ayrıca tape çözüm tutanaklarında yer alan konuşmaların içerikleri de suç isnadını somutlaştıran, müvekkilin örgütsel faaliyet yürüttüğünü veya suç işleme kastıyla hareket ettiğini gösteren nitelikte değildir. Olağan sosyal ilişki, gündelik konuşma, tanışıklık, ailevi veya kişisel değerlendirme niteliğindeki görüşmeler, bağlamından koparılarak müvekkil aleyhine delil hâline getirilmeye çalışılmıştır.
Bu nedenle dinleme kararına, bu karar uyarınca elde edildiği ileri sürülen kayıtlara, tape çözüm tutanaklarına ve kolluk tarafından yapılan yorum/değerlendirme raporlarına itiraz ediyoruz.
I. CMK M.135 Tedbiri İstisnai Nitelikte Olup Somut Gerekçe Bulunmadan Uygulanamaz
CMK m.135 uyarınca iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine başvurulabilmesi için yalnızca soruşturmanın katalog suçlardan birine ilişkin olması yeterli değildir. Kanun, bu tedbirin uygulanabilmesi için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunmasını ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının olmamasını şart koşmuştur.
Bu iki şart, ceza muhakemesinde iletişimin dinlenmesi tedbirinin en temel güvencesidir. Aksi hâlde CMK m.135, belirli bir delile ulaşmak için başvurulan istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkar; kişilerin haberleşmesinin genel ve soyut şüphelerle izlenmesine imkân veren denetimsiz bir yönteme dönüşür.
Somut olayda müvekkil yönünden dinleme tedbirini zorunlu kılan somut olgular ortaya konulmamıştır. Dinleme kararında veya bu karara dayanak talep yazısında, müvekkilin hangi somut eylemi nedeniyle dinlenmesine ihtiyaç duyulduğu, mevcut delillerin neden yeterli görülmediği, başka hangi yöntemlerin denendiği ve neden sonuç alınamadığı açıklanmamıştır.
Tedbir kararında yalnızca soruşturma konusu suçun niteliğine, soruşturmanın kapsamına veya genel kolluk değerlendirmelerine atıf yapılması yeterli değildir. CMK m.135’in aradığı “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” şartı, kişinin suçla bağlantısına dair nesnel, doğrulanabilir ve bireyselleştirilmiş olguların ortaya konulmasını gerektirir. Müvekkil bakımından bu nitelikte bir somutlaştırma yapılmadığı sürece dinleme kararı hukuka uygun kabul edilemez.
II. Kararda “Başka Suretle Delil Elde Edilememesi” Şartı Gerekçelendirilmemiştir
İletişimin dinlenmesi, ceza muhakemesinde başvurulabilecek en ağır koruma tedbirlerinden biridir. Bu nedenle kanun koyucu, bu tedbiri son çare niteliğinde düzenlemiştir. Tedbire başvurulmadan önce daha hafif yöntemlerle delil elde edilip edilemeyeceği değerlendirilmelidir.
Somut olayda bu değerlendirme yapılmamıştır. Müvekkilin ifadesinin alınması, tanık beyanlarına başvurulması, açık kaynak araştırması yapılması, mevcut belgelerin incelenmesi veya daha sınırlı koruma tedbirleriyle soruşturmanın yürütülmesi mümkün iken doğrudan iletişimin dinlenmesi tedbirine başvurulmuştur.
Kararda “başka suretle delil elde edilemeyeceği” yönünde matbu veya genel bir ibareye yer verilmesi yeterli değildir. Hangi delilin neden başka şekilde elde edilemeyeceği somut olarak açıklanmalıdır. Aksi hâlde bu şart, kanunda yer alan ancak uygulamada hiçbir denetim işlevi bulunmayan şekli bir ifadeye indirgenmiş olur.
III. Dinleme Kararı Ölçülülük İlkesine Aykırıdır
Anayasa m.13 uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik tüm müdahaleler ölçülü olmak zorundadır. Haberleşmenin gizliliğine yönelik müdahalelerde ölçülülük denetimi daha sıkı yapılmalıdır. Çünkü iletişimin dinlenmesi yalnızca hakkında tedbir uygulanan kişiyi değil, onunla iletişim kuran çok sayıda üçüncü kişiyi de doğrudan etkiler.
Somut olayda dinleme tedbirinin kapsamı, süresi, hedefi ve sınırları bakımından ölçülü bir karar verildiği söylenemez. Müvekkilin hangi iletişim aracı yönünden, hangi somut olayla bağlantılı olarak ve hangi veri aralığıyla sınırlı biçimde dinleneceği denetlenebilir şekilde belirlenmemiştir.
Dinleme sonucunda elde edilen tape çözüm tutanakları incelendiğinde de soruşturma konusu suçla ilgisiz çok sayıda gündelik konuşmanın dosyaya aktarıldığı görülmektedir. Bu durum, tedbirin belirli bir suç şüphesini aydınlatmak amacıyla sınırlı şekilde uygulanmadığını; müvekkilin özel hayatı ve sosyal çevresi üzerinde geniş bir gözetim faaliyetine dönüştüğünü göstermektedir.
Bir koruma tedbiri, soruşturma makamlarına kişinin tüm özel ve sosyal hayatını tarama yetkisi vermez. Tedbirin amacı, belirli bir suç şüphesine ilişkin somut delile ulaşmaktır. Somut olayda ise bu sınır aşılmış; iletişimin dinlenmesi tedbiri, müvekkilin sosyal ilişkilerini ve olağan konuşmalarını suç deliline dönüştürme aracına dönüşmüştür.
IV. Tape Çözüm Tutanakları Orijinal Kayıtların Yerine Geçemez
Dosyada müvekkil aleyhine dayanak yapılan hususlar, çoğu zaman orijinal ses kayıtlarından ziyade kolluk tarafından düzenlenen tape çözüm tutanakları ve bu tutanaklara ilişkin değerlendirme raporlarıdır.
Oysa tape çözüm tutanağı, bağımsız bir delil değildir. Tape çözümü, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş orijinal kaydın doğru, eksiksiz ve tarafsız şekilde yazıya aktarılması hâlinde dikkate alınabilir. Kolluk tarafından yapılan çözümleme ve yorumlar, orijinal kayıtların yerine geçemez.
Bu nedenle öncelikle orijinal kayıtların savunma makamınca dinlenebilmesi, çözüm tutanaklarıyla karşılaştırılabilmesi ve kayıtların bütünlüğünün denetlenebilmesi gerekir. Kayıtlarda kesinti, montaj, ekleme, silme veya teknik müdahale bulunup bulunmadığı bilirkişi marifetiyle incelenmelidir. Çözüm tutanaklarında “anlaşılmayan”, “duyulmayan”, “tahminen” veya kolluk yorumuyla tamamlanan bölümler varsa, bunların müvekkil aleyhine delil olarak kullanılması mümkün değildir.
Ayrıca tape çözüm tutanakları çoğu zaman konuşmanın bütününü değil, kolluğun önemli gördüğü parçaları içermektedir. Bu yöntem, konuşmaların bağlamından koparılmasına ve olağan ifadelerin suç isnadına uygun şekilde yorumlanmasına yol açmaktadır. Savunmanın orijinal kayıtları ve tam çözümü görmeden bu tutanaklara etkili şekilde itiraz etmesi mümkün değildir.
V. Konuşmaların İçeriği Suç İsnadını Somutlaştırmamaktadır
Kayıtların hukuka aykırılığına ilişkin itirazlarımız saklı kalmak kaydıyla, tape içeriklerinin de müvekkil aleyhine suç şüphesi oluşturacak nitelikte olmadığı açıktır.
Dosyada yer alan konuşmalar; gündelik hayat, tanışıklık, sosyal çevre, ailevi meseleler, eğitim, iş, seyahat, yardım, borç-alacak ilişkisi veya olağan iletişim içeriklerinden ibarettir. Bu konuşmalarda müvekkilin suç işlediğini gösteren somut bir unsur bulunmamaktadır.
Buna rağmen kolluk tarafından yapılan değerlendirmelerde, sosyal ilişki ve gündelik iletişim, suç delili gibi sunulmuştur. Ceza muhakemesinde delil, yorum yoluyla üretilemez. Bir konuşmanın suçla bağlantılı kabul edilebilmesi için içeriğin açık, somut ve doğrudan suç isnadıyla ilgili olması gerekir.
Müvekkil yönünden böyle bir durum bulunmamaktadır. Bu nedenle, hukuka aykırı şekilde elde edilen tape kayıtlarının yanı sıra, içerik itibarıyla da suç şüphesini desteklemeyen bu konuşmaların tutuklama, adli kontrol veya iddianameye gerekçe yapılması mümkün değildir.
VI. Dinleme Kararı Sonrasında Elde Edilen Tesadüfi Veya İlgisiz Kayıtların Dosyada Tutulması Hukuka Aykırıdır
CMK m.135 kapsamında verilen karar, soruşturma makamlarına sınırsız şekilde her konuşmayı toplama, saklama ve dosyaya aktarma yetkisi vermez. Tedbir hangi suç ve hangi kişi bakımından verilmişse, elde edilen kayıtların da bu kapsamla sınırlı olarak değerlendirilmesi gerekir.
Soruşturma konusu suçla ilgisi bulunmayan konuşmaların çözülmesi, dosyaya konulması ve müvekkil aleyhine yorumlanması hukuka aykırıdır. Bu tür kayıtların dosyada tutulması, hem özel hayatın gizliliğini hem de kişisel verilerin korunması hakkını ihlal eder.
Eğer dinleme sırasında soruşturma konusu suç dışında birtakım konuşmalar elde edilmişse, bunların tesadüfi delil hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir. CMK m.137/3 uyarınca soruşturma konusu suçla ilgisi olmayan veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen hallerde kayıtların Cumhuriyet savcısının denetimi altında derhâl imha edilmesi ve buna dair bir tutanak düzenlenmesi gerektiği hükmü açıktır.
Somut olayda ise olağan ve ilgisiz konuşmaların dosyada tutulduğu, kolluk tarafından yorumlandığı ve müvekkil aleyhine delil gibi kullanıldığı görülmektedir. Bu durum CMK m.135 tedbirinin amacını ve sınırlarını aşmaktadır.
VII. Gizli Tanık Tarafından Sunulan Ses Kayıtları Hukuka Uygun Delil Niteliği Taşımamaktadır
(Dosyada Gizli Tanık varsa işbu başlık kullanılacaktır)
Dosyada yer alan tape kayıtlarının ve ses çözüm tutanaklarının önemli bir kısmı, gizli tanık tarafından soruşturma makamlarına teslim edildiği belirtilen dijital materyallere dayandırılmaktadır. Gizli tanığın beyanında, soruşturma konusu olaylara ilişkin bilgi verdiği, ayrıca elinde bazı ses kayıtları bulunduğunu belirterek bu kayıtları kolluğa/savcılığa teslim ettiği anlaşılmaktadır.
Ancak gizli tanıklık kurumu, kişiye delil toplama yetkisi veren bir kurum değildir. Gizli tanık; suç konusu olay hakkında bilgi sahibi olduğu kabul edilen, fakat güvenliği nedeniyle kimlik bilgileri gizlenen kişidir. Bu sıfat, gizli tanığa üçüncü kişilerin konuşmalarını kaydetme, soruşturma makamları adına teknik takip yapma, kişilerle temas kurarak delil üretme veya hukuka aykırı yollarla elde ettiği kayıtları ceza dosyasına delil olarak sokma yetkisi vermez.
Gizli tanık beyanı ile gizli soruşturmacı faaliyeti birbirine karıştırılamaz. CMK m.139 kapsamında gizli soruşturmacı görevlendirilmesi özel ve istisnai bir koruma tedbiridir. Bu tedbirde görev alacak kişinin kamu görevlisi olması, hâkim kararıyla görevlendirilmesi, görevin kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ve kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi gerekir. Gizli tanık ise kamu görevlisi değildir; hâkim kararıyla gizli soruşturmacı olarak görevlendirilmiş bir kişi de değildir. Bu nedenle gizli tanığın kendi inisiyatifiyle yaptığı veya yaptığı iddia edilen ses kayıtlarının CMK m.139 kapsamında elde edilmiş hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Aynı şekilde, gizli tanık tarafından sunulan kayıtların CMK m.140 kapsamında teknik araçlarla izleme tedbiri neticesinde elde edilmiş delil olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Teknik araçlarla izleme, kanunda sıkı şartlara bağlanmış, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde süresinde hâkim onayına sunulacak savcı kararı gerektiren istisnai bir tedbirdir. Bu tedbir kararı olmaksızın bir kişinin başkalarının konuşmalarını kayda alması, sonradan bu kayıtları flash bellek, CD, hard disk veya başka bir dijital materyal içinde soruşturma makamlarına teslim etmesi, kayıtların hukuka uygun delil niteliği kazanması sonucunu doğurmaz.
Bu noktada belirleyici olan, kayıtların kolluğa veya savcılığa teslim edildiği an değil, kayıtların ilk elde edildiği andır. Ses kaydının alındığı sırada kanuna uygun bir dinleme, teknik izleme veya gizli soruşturmacı kararı bulunmuyorsa; sonradan alınan “export”, inceleme, çözümleme veya dijital materyal üzerinde arama kararı, bu kayıtların ilk elde edilişindeki hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Hukuka aykırı delil, sonradan yapılan teknik işlemle meşrulaştırılamaz.
Somut olayda gizli tanığın sunduğu ses kayıtlarının ne zaman, nerede, hangi cihazla, hangi koşullarda, hangi konuşmanın tarafı olarak veya hangi sıfatla kaydedildiği belirsizdir. Kayıtların alındığı ortamın kamuya açık alan mı, konut mu, özel toplantı mı, araç içi mi, işyeri mi olduğu net değildir.
Konuşmaya katılan kişilerin kayıttan haberdar olup olmadığı, kayıt için rızalarının bulunup bulunmadığı, kayıtların tamamının mı yoksa seçilmiş parçalarının mı dosyaya sunulduğu, kayıtların ilk hâllerinin korunup korunmadığı da belli değildir.
Bu belirsizlikler, yalnızca teknik eksiklik olarak görülemez. Aksine, kayıtların hukuka uygunluk denetimini imkânsız hâle getiren temel sorunlardır. Çünkü ses kayıtları kolaylıkla kesilebilir, birleştirilebilir, temizlenebilir, farklı bağlama taşınabilir, tarih bilgileri değiştirilebilir veya konuşmanın bütününden koparılarak farklı bir anlam yüklenebilir. Bu nedenle gizli tanık tarafından sunulan kayıtların orijinalliği, bütünlüğü, zincirleme muhafazası ve bağlamı ortaya konulmadan delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Gizli tanık kurumunun niteliği gereği, savunma makamı bu kişinin kimliğini, geçmiş ilişkilerini, soruşturma makamlarıyla irtibatını, kayıtları hangi amaçla aldığını, müvekkille veya diğer kişilerle husumeti bulunup bulunmadığını ve beyanlarının güvenilirliğini olağan tanıklıkta olduğu gibi doğrudan test edememektedir. Bu durum zaten başlı başına savunma hakkı bakımından sınırlayıcıdır. Bu sınırlamaya bir de gizli tanığın hukuka aykırı biçimde elde ettiği ses kayıtlarının delil olarak kullanılması eklendiğinde, savunma makamı telafisi güç bir dezavantaj içine sokulmaktadır
VIII. Gizli Tanık Beyanının Değerlendirilmesi Ve Delil Niteliği
Gizli tanık beyanı, doğası gereği ihtiyatla değerlendirilmesi gereken bir delildir. Kimliği savunmadan gizlenen bir kişinin beyanlarının, objektif ve denetlenebilir başka delillerle desteklenmeden müvekkil aleyhine belirleyici delil olarak kullanılması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmaz. Hele ki aynı gizli tanığın hem beyan sahibi hem de hukuka aykırı şekilde elde edildiği anlaşılan ses kayıtlarının kaynağı olması, delilin güvenilirliğini daha da tartışmalı hâle getirmektedir.
Bu çerçevede gizli tanık tarafından sunulan kayıtların dosyaya alınmış olması, kayıtların hukuka uygun olduğunu göstermez. Gizli tanıklık, hukuka aykırı delilleri koruyan veya meşrulaştıran bir zırh değildir. Tanığın kimliğinin gizlenmesi, delilin elde ediliş biçiminin de gizlenebileceği anlamına gelmez. Aksine, gizli tanık kaynaklı delillerde soruşturma makamlarının daha sıkı bir denetim yapması, kayıtların kaynağını, elde ediliş şeklini, teknik bütünlüğünü ve müvekkille bağlantısını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koyması gerekir.
Dosyada bu yönde yeterli bir açıklama bulunmamaktadır. Gizli tanık tarafından teslim edildiği belirtilen dijital materyallerin ilk oluşturulma tarihleri, metadata bilgileri, hash değerleri, kimlerin elinden geçtiği, kolluğa teslim edilmeden önce kopyalanıp kopyalanmadığı, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı ve orijinal kayıtların nerede muhafaza edildiği belirsizdir. Kolluk tarafından düzenlenen çözüm veya kıymetlendirme tutanakları da bu eksiklikleri gidermemektedir. Zira kolluk çözümü, hukuka aykırı veya güvenilirliği denetlenemeyen bir kaydı hukuka uygun delile dönüştürmez.
Ayrıca gizli tanık tarafından sunulan kayıtların içerikleri de müvekkil yönünden suç isnadını somutlaştırmamaktadır. Kayıtların içeriğinde gündelik konuşmalar, sosyal ilişkiler, tanışıklıklar veya olağan iletişim unsurları bulunmaktadır. Bu konuşmalar, kolluk değerlendirmeleriyle örgütsel anlamlar yüklenerek yorumlanmış; fakat müvekkilin suç işlediğini, suç örgütü hiyerarşisine dâhil olduğunu, talimat aldığını veya verdiğini, süreklilik ve çeşitlilik arz eden örgütsel faaliyet yürüttüğünü gösteren somut bir içerik ortaya konulamamıştır.
Sonuç olarak, gizli tanık tarafından sunulan ses kayıtları hem elde ediliş biçimi hem de içerik itibarıyla delil niteliği taşımamaktadır. Bu kayıtların CMK m.139 veya CMK m.140 kapsamında hukuka uygun şekilde elde edilmiş delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Sonradan yapılan export, çözümleme veya kolluk kıymetlendirmesi de bu hukuka aykırılığı gidermez. Bu nedenle gizli tanık kaynaklı ses kayıtlarının, tape çözüm tutanaklarının ve bunlara dayalı kolluk değerlendirme raporlarının müvekkil aleyhine delil olarak kullanılmaması; tutuklama, adli kontrol, arama, el koyma veya iddianame düzenlenmesine gerekçe yapılmaması gerekir.
IX. Kısıtlılık Kararı, Dinleme Kararlarının Ve Tape Kayıtlarının Hukuki Denetimini Ortadan Kaldıramaz
Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı şekilde elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. CMK m.206/2‑a ve CMK m.217/2 hükümleri de hukuka aykırı delilin yargılamada kullanılamayacağını açıkça düzenlemektedir.
Hukuka aykırı delilin yalnızca mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı; ancak soruşturma aşamasında tutuklama, adli kontrol, arama, el koyma veya iddianame düzenlenmesine dayanak yapılabileceği yönünde bir kabul mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım, hukuka aykırı delil yasağını tamamen işlevsiz hâle getirir.
Bu nedenle hukuka aykırı dinleme kayıtları ve bu kayıtlara dayalı tape çözüm tutanakları, müvekkil hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunduğu iddiasına dayanak yapılamaz. Aynı şekilde bu kayıtların tutuklama, adli kontrol veya sair koruma tedbirlerine gerekçe yapılması da hukuka aykırıdır.
X. Kısıtlılık Kararı, Dinleme Kararlarının Ve Tape Kayıtlarının Hukuki Denetimini Ortadan Kaldıramaz
Dosyada kısıtlılık kararı bulunması, CMK m.135 kapsamında verilen kararların ve elde edilen kayıtların savunma tarafından hiçbir şekilde denetlenememesi sonucunu doğuramaz.
Savunma makamı, müvekkil hakkında hangi somut gerekçeyle dinleme kararı verildiğini, hangi iletişim aracının dinlendiğini, tedbirin hangi tarihler arasında uygulandığını, uzatma kararlarının hangi gerekçeyle verildiğini, tape çözüm tutanaklarının hangi orijinal kayıtlara dayandığını ve bu kayıtların müvekkil ile nasıl ilişkilendirildiğini görebilmelidir.
Aksi hâlde savunma hakkı şekli bir unsur hâline gelir. Müvekkil aleyhine kullanılan kayıtların hukuka uygunluğunu, doğruluğunu ve bağlamını denetleyemeyen savunmanın etkili itiraz hakkından söz edilemez.
Bu nedenle, dinleme kararları, uzatma kararları, tape çözüm tutanakları, orijinal kayıtlar, teknik inceleme raporları ve kolluk değerlendirme tutanaklarının müdafi tarafından incelenmesine imkân tanınmalıdır.
XI. Hukuki Nedenler
Anayasa m. 13, m. 20, m. 22, m. 36, m. 38/6; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 ve m. 8; CMK m. 135, m. 137, m. 138, m. 139, m. 140, m. 153, m. 206/2‑a, m. 217/2, m. 267 ve devamı; TCK m. 132, m. 133, m. 134, m. 136 ve ilgili sair mevzuat.
XII. Deliller
CMK m.135 kapsamında verilen iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararları, uzatma kararları, talep yazıları, hâkim onayları, tape çözüm tutanakları, orijinal ses kayıtları, teknik inceleme raporları, HTS/baz kayıtları, iletişim aracına ilişkin abonelik ve kullanıcı bilgileri, kolluk değerlendirme raporları, varsa gizli tanık veya üçüncü kişi tarafından sunulan dijital materyaller, export tutanakları, hash değerleri, zincirleme muhafaza kayıtları, bilirkişi raporları ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
CMK m.135 kapsamında müvekkil hakkında verilen iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararının somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka suretle delil elde edilememe şartlarını taşımaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunun tespitine,
Bu karar uyarınca elde edilen tape kayıtlarının, tape çözüm tutanaklarının ve bunlara dayalı kolluk değerlendirme raporlarının müvekkil aleyhine delil olarak kullanılmamasına,
Söz konusu kayıtların müvekkil hakkında tutuklama, adli kontrol, arama, el koyma, iddianame düzenleme veya sair herhangi bir ceza muhakemesi işlemine gerekçe yapılmamasına,
Dinleme kararları, uzatma kararları, talep yazıları, hâkim onayları, tape çözüm tutanakları, orijinal kayıtlar ve teknik inceleme raporlarının tarafımıza verilmesine veya müdafi olarak incelememize imkân tanınmasına,
Orijinal kayıtlar üzerinde kesinti, montaj, ekleme, silme veya teknik müdahale bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına,
Müvekkilin kayıtlardaki kişi olup olmadığı yönünden teknik ses karşılaştırması ve objektif kimliklendirme incelemesi yapılmasına,
Soruşturma konusu suçla ilgisi bulunmayan özel hayat ve kişisel veri niteliğindeki görüşmelerin dosyadan ayrıştırılmasına,
Hukuka aykırı şekilde elde edilen, kopyalanan veya saklanan kayıtların ve çözüm metinlerinin imhasına,
Şayet Sayın Hâkimlik itirazımızı yerinde görmezse, CMK m.268/2 uyarınca dosyanın itiraz merciine gönderilmesine,
karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz.
Tarih : …/…/2026
İtiraz Eden Şüpheli Müdafii Av. …
… NÖBETÇİ SULH CEZA HÂKİMLİĞİ’NE
Gönderilmek Üzere
… CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA
SORUŞTURMA NO : …/… Soruşturma
İTİRAZ EDEN : ŞÜPHELİ : …
MÜDAFİİ : Av. …
KONU : Dosyadan örnek alma talebimizin reddine/fiilen karşılanmamasına ilişkin işleme itirazlarımızın sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR
Yukarıda soruşturma numarası belirtilen dosyada müvekkil … müdafii olarak tarafımızca …/…/…. tarihinde soruşturma dosyasının incelenmesi ve dosyada yer alan evraklardan örnek alınması talep edilmiştir.
Ancak talebimiz, herhangi bir hukuki gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiş veya fiilen karşılanmamıştır. Tarafımıza dosyadan örnek verilmemiş, dosyada hangi evrakların bulunduğu gösterilmemiş ve varsa kısıtlama kararının kapsamı da açıklanmamıştır.
Talebimizin reddine dair işlem hukuka aykırıdır.
CMK m.153 uyarınca müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleme ve istediği belgelerin örneğini harçsız şekilde alma hakkına sahiptir. Bu hak, savunma hakkının etkin kullanılabilmesi için zorunludur. Soruşturma dosyasındaki deliller bilinmeden, müvekkile yöneltilen isnadın içeriği görülmeden, dosyada mevcut tutanak ve raporlar incelenmeden etkili savunma yapılması mümkün değildir.
Dosyadan örnek alma hakkının kısıtlanması istisnai niteliktedir. Bu yetki, ancak soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek somut nedenlerin bulunması hâlinde ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla sınırlandırılabilir.
Somut olayda tarafımıza usulüne uygun verilmiş bir kısıtlama kararı tebliğ edilmemiştir. Sadece dosyada gizlilik bulunduğundan veya soruşturmanın devam ettiğinden bahisle dosyadan örnek alma talebinin reddedilmesi hukuken yeterli değildir.
Kaldı ki dosyada kısıtlama kararı bulunduğu kabul edilse dahi, CMK m.153/3 hükmü gereğince yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olunan diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar bakımından kısıtlama uygulanamaz. Bu belgelerin tarafımıza verilmemesi açık kanun hükmüne aykırıdır.
Savunma hakkının yalnızca şeklen tanınması yeterli değildir. Müdafiin dosyadaki belgeleri inceleyemediği, örnek alamadığı ve delillerin içeriğine erişemediği bir durumda savunma hakkının etkin kullanımından söz edilemez. Bu nedenle talebimizin reddine ilişkin işlemin kaldırılması ve dosyadan örnek alma talebimizin kabul edilmesi gerekmektedir.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
Tarih : …/…/2026
İtiraz Eden Şüpheli Müdafi Av. …


